İki Yoldaşın Hikayesi
Bir şehir vardı ki, sokakları dar ve keskin, Orada tanıştı iki genç, bambaşka iklimden. Biri hep telaşlıydı, gözlerinde yarına küskün, Öbürü sakin, hayatı yavaşça süren bilgin. Zamanı farklıydı akışları, farklıydı rüzgârları, Ama bir bakışta anladılar: Ortaktı kaderleri.
Birinin derdi, yoksulluğun ince sızısıydı, Sofrada ekmek hesabı, yarınlar hep puslu. Diğerinin sorunu, koca bir mirasın yüküydü, Güvenmek zor, etrafı yalanlarla süslü. Dertler eş değildi, ne biçim ne de ölçüde, Ama her biri diğerinin derdini taşıdı gönlünde.
Yıllar aktı gitti, hayat onları ayırdı zorla, Biri büyük kentlere göç etti, bir umut uğruna. Diğeri doğduğu yerde kaldı, mücadele koruyla, Kendi yuvasını kurdu, sırtını dayadı yarına. Arada incecik bir telefon sesi, birkaç satır, O eski bağ, derinde kök salmış, hep ağır basar.
Derken bir gün, sarsıldı o sakin dünya aniden, Uzaklardaki dostu düştü, hayatın en keskin yerinden. Ne bir beklenti vardı, ne de bir söz verilmiş önceden, O an geldi, ötekisi yola çıktı, hiç düşünmeden. Bıraktı her şeyi, işi, gücü, o telaşlı dünyayı, Tek bir hedef vardı: Yetişmek o ele, o cana.
Ne mesafe, ne farklı yaşamlar, ne de unvanlar, Hepsi bir anda silindi, anlamsız oldu tüm farklar. Ekmek bölündü, gözyaşı silindi, tutuldu o eller, Dostluk denen şeyin, kelimeleri aştığı anlar.
İşte budur dostluk, uzun, bitmeyen bir destan, İki ayrı nehrin denizde buluşması gibi, her an. Kendi yolunda yürürken bile, bir sesin olduğunu bilmen, Hayatın en büyük sırrı, en değerli armağan. Bazen sadece sessizce yanında durmak yeter, Çünkü gerçek bir dost, en derin yarayı bile iyileştirir. 04.11.2025
Zühre TürkeliKayıt Tarihi : 11.12.2025 03:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!