duydum!
kurumuş fakülte kapısındaki
bir kök iğde ağacı
seni beklerdim altında hani
her ders çıkışı
sen okuldan çıkınca
gizlice boğaza inerdik
başını benim omzuma yaslardın
maviliklere dalar giderdik
martıların çığlıkları duyulurdu uzaktan
bir rüzgar eserdi, ürperirdin
daha bir sokulurdun içime
balıkçı tekneleri görünürdü
çok uzaklardan yorgun sesleriyle
derken, kocaman bir rus gemisi geçerdi
küf kokan gövdesiyle
denizin serinliği acıktırırdı seni
öyle iştahla yerdin ki balık ekmeği
yaramaz çocuklara benzerdin
hınzırca gülümserdin.
çıkarır,
denizin neminden buğulanan gözlüklerini silerdin
daha bir belirginleşirdi gözlerine deniz
yüzüne bakamazdım
gözlerinin maviliğinde boğulup gitmekten korkardım
çingene çiçekçiler görünürdü
kırmızı gülleriyle
ben dalga geçerdim, kızardın
O gül değil kaktüs sever diye.
boyacı çocuklar dolaşırdı ortalıkta
insanlar balık tutardı
sen acırdın tutulan balıklara
yalınayak dolaşan çocuklara.
zaman dört nala koşup giderdi
akşam ezanlarıyla gelirdi
şehrin üşüten soğuğu
birlikte namaz kılardık
sana söylemezdim ama
hep dua ederdim ikimiz için
hep yanımda kal diye
sen yanımdayken içimde hep kuşlar uçardı,
koca koca çınarlar büyürdü.
yurda giriş saatin gelirdi
o gözlerini kaçırıp da elveda deyişin
tutuştururdu bu şehri
içimdeki kuşlar, koca koca çınarlar...
arkanı dönüp de giderken
bir kaç cesur adım atardın
sonra dolaşırdı adımların
bana söylemezdin ama bilirdim ağladığını
ben öylece bakar kalırdım ardından
bir kez dönüp bakmazdın
orda olmamamdan korkardın
bunu da bilirdim.
o son gidişinden sonra
ben hep aynı yerde
o iğde ağacının altında bekledim
kuruyan o muydu yoksa ben miydim
Kayıt Tarihi : 9.4.2007 22:30:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
TÜM YORUMLAR (1)