İSKELEDE
İskeledeydim. Akülü sandalyemle, binbir güçlük ve korkuyla çıkabilmiştim oraya. Sonuç: Muhteşemdi. Her tarafımda, deniz vardı. Aslında, yarım ada gibi, üç yanımdaydı deniz. Ama ben arkamı karaya döndüğüm için, her tarafımdaydı. Hatta: Kendimi, denizin içinde duyumsuyordum.
Koşuyordum, bir uçtan, öbür uca. Dalgaların, kıyılara koşması gibi. Bağırış çağırış atlıyor ve yüzüyorlardı çocuklar, gençler, insanlar. Atlarken, bizleri de ıslatıyorlardı. Uzakta duruyordum onlardan. Arabamın ve telefonumun ıslanmaması gerekiyordu. Yoksa, umurumda olmazdı ıslanmak.
Uçsuz bucaksız, Akdeniz’imin içindeydim işte. Tonlarca mavi-koku-ses kucaklıyordu beni. Bir deniz kızı olduğumu düşlüyordum. Upuzun, dalga dalga saçlarımı. Altın taraklarla tarıyordum, bir Yunus balığının sırtında dolaşarak. Kocaman gemilerle yarışıyordu Yunusum. Ben aşk şarkıları söylüyordum.
Sesimi duyan, yakışıklı bir prensle, gözgöze geliyorduk. Mavilerimiz, birbirinde eriyordu. Yüreklerimiz de… Elini uzatarak, beni çekip almak istedi prens. “ Kaç Yunusum.” Diye fısıldadım. Mavi derinliklere dalıverdi Yunus.
Prensle gidemezdim. Yasaktı karada yaşamam. Yoksa kalbim bir köpük olacaktı. Köpükler: Aşklarının peşinden giden, deniz kızlarının yürekleri değil miydi zaten? Kalbimde, anlatımsız bir yangın başlamıştı. Yasaklar çiğnenmek içindir. Ve ben aşksız-sevgisiz yaşayamazdım.
Atladım Yunusun sırtından. Koştum, prensin görkemli gemisinin ardından. Öylece, beni bekliyordu. Tuttu elimden, gemisine çıkarttı beni. Haftalarca, denizlerde dolaştık. Kaptan, nikahımızı kıymıştı. Prens hep denizlerde kalamazdı. Saraya gittik. Gittikçe, güçsüzleşiyordum. Prensim beni kucaklayıp, yatağıma yatırdı. Kalbim,birkaç dakika, son hızla çarptı ve köpük olup,denizlere karıştı.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta