Bedir’den kalma bir kinin rüzgarıyla sürüklenen
Uhud’da bir veda sahnesi vardı figüransız
Bir ölüm sahnesi vardı apansız
Bir sahne vardı ki yalansız..
Ve perde açıldı Vahş-î’nin beyaz gözlerinde!
Bir veda sahnesine tanık olacaktı Kainat!
O an ne büyük bir vedaydı
Veda eden Ya Muhammed
Ya da Aslanlar Aslanı Hamza’ydı.
Zencilerin en akıllısı ama bir korkak olan
Habeşli Vahş-î’nin ellerinden fırlayan
O kadar kılıç-kalkan sesi arasında vınlayan
Nihayetinde kendi döngüsünde yanan
Belki de karanlıkları aydınlatacak olan!
Ve Hamza’nın yüreğine saplanan
O siyah kokan mızrağın feryadıydı
Aslında o mızrak,
Veda’da ki hüznümüzün adıydı.
Kısasa kısas varken İslamîyette
Nefeslerce bir son beklercesine
Üstelik aynı zeminde aynı yerde.
‘O’nu perde arkalarından seyretti hayretle
Günlerce, Aylarca hatta Senelerce
Böyle bir vicdan yarasıyla yaşadı Vahş-î
Göz göze gelebilmek için nelerini vermezdi?
Gelmediler de hiç!
Nasıl bir sabır imtihanıydı?
Artık Habeşli Vahş-î Sahabî oluyordu
Zira Miraçta Hamza’yla kol kola geziyordu
Yalan dünyada Vahş’iyi görmek istemeyen Muhammed
Gerçek alemde ikisini yan yana görüyor belki de gülüyordu! ..
Kayıt Tarihi : 27.12.2006 14:46:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Zira Miraçta Hamza’yla kol kola geziyordu
Yalan dünyada Vahş’iyi görmek istemeyen Muhammed
Gerçek alemde ikisini yan yana görüyor belki de gülüyordu! ..
..Yüce Mevla hidayet nasip ederse böyle eder kimsenin tahmin edemedikleri hidayete erer...saygılarımla şiirinizi tebrik ederim...Mehmet Karlı
salim erben
TÜM YORUMLAR (8)