Mevsimlerin yorgun düştüğü bir akşamüstü,
Avuçlarımda soğuk bir can,
İçinde senin sıcak gülüşün.
Sığmıyorsun o daracık ekrana,
Sığmıyorsun artık bu kente,
Ben de büyüttüğüm hayalini,
Sığdırdım uçsuz bucaksız kederime.
Parmak uçlarım değdikçe o ışıklı boşluğa,
Sanki bir kadim nehrin akışına dokunuyorum,
Sanki alnımdaki o derin çizgiye derman arıyorum.
Gözlerini öptüm defalarca.
Kirpiklerinin gölgesine saklanan gözlerini,
Bakışlarına sinmiş o gizli hüzün sarnıcını öptüm.
Her busede bir gurbet sancısı dindi,
Her nefeste bir sürgün bitti içimde.
Sanki bir mısra düştü toprağa,
Sanki kurak bir ovaya ilk yağmur indi.
Ben sana olan bu sevdalanmış halimi,
Hangi lisanla anlatıp, hangi rüzgâra fısıldayayım?
Dağların doruğundaki karın yalnızlığına mı benzeteyim,
Yoksa bir kervanın bitmek bilmez yolculuğuna mı?
Sesim kısılsa, kalemim kırılsa, kelimelerim infaz edilse,
Yine de susmaz bu içimdeki uğultulu deniz.
Seni sevmek, bir uçurum kenarında çiçek büyütmekmiş,
Seni özlemek, bir ömrü tek bir bakışa feda etmekmiş.
Şimdi söyle ey yar, bu dilsiz haykırışımdan başka,
Bu camdan sızan ışığın kalbime bıraktığı yaradan başka,
Ben bu sevdayı nasıl anlatayım?
Hangi destana sığdırayım bu sırılsıklam kimsesizliğimi?
Kayıt Tarihi : 27.1.2026 12:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!