Hüzün mesleğinde bir üstâd oldum
Keder ummânında sarardım soldum
Cihânın derdiyle yoğruldu ruhum
Hüzün menzilinde ebedî kulum
Her seher yâdınla bir âh eyledim
Şeb-i yeldâlara derdim söyledim
Felekten şikâyet, sitem eylemem
Sadrımı pâyidâr efkâr eyledim
Bir bezm-i mecliste titrer ellerim
Sanki bir mihrâbda sustu dillerim
Gözümde asılı firâk perdesi
Hicranla demlenir nâçar günlerim
Bu firâk bana gussa, her leyl vîran yerim
Gam-nâk gönlüm mâziyle, hep muzdarip gezerim
Ne yâr var ne de dildâr, bu tenhâlıkta
Ben ki bir garîb pervâz, hep hüzün eylerim
Gözümden süzülen bir dâne yaştır
Bu melâl ruhumda kadîm bir aştır
Sükûtum hâneme sırdaş kesilir
Sabır ki gönlümde mukaddes taştır
Zemâne elinden bir kadeh içtim
Vuslatın yolundan vazgeçip geçtim
Bütün arzuları deryâya saldım
Kendi gurbetimi ben kendim seçtim
Kalemim gambazlık eylese dahi
Bu derdin dermanı yoktur vallahî
Mücrim sayılsa da ismim cihânda
Hüznüm dâim olsun, tek bu ilâhî
Dilimde sözler intihar, hedefi şaşırmış
Gölgelere gizlenmiş günahlar, kalbe saplanmış
Hüzün mesleğinde ustayım, sadrımda nefsim
Hırsım aşındı, dilimi öldürdüm... kırmadım kimseyi.
"Perdeler kapalı... Dışarıdaki dünya ne kadar neşeli olursa olsun, bu odada yalnızca solgun bir ay ışığı süzülüyor. Bu bir veda değil, aksine en saf halimizle yüzleşme anı. Şimdi, o ince sızıya kulak verme vakti..."
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 22:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!