Hatırlarsınız toz duman İstanbul’u, ağızlarında atkılarla acele acele koşan insanların çağ atlayışını. Bu da öyle bir gündü ki, çağ sonrası, atkısını göğe atmış bir herifin teki geldi kara bir denizin ötesine, minarenin üzerinde duran bir çağdaş herife seslendi: “işitiyor musun türkümü, haydi başla şarkıya!”
Şarkı başladı. Tanrı’nın gülüşünden olsa gerek; sanmayın ki dalgaların kıyıya sertçe vurduğunu, denizin ortadan ikiye yarıldığını, gemilerin alabora olduğunu... şölen başlamıştı tanrının odasında. Tanrının kemanı tellere vururken çello çalan bu nazik herif; şarkının sözlerini mırıldanmaya çalışıyordu da, duyuları ritimsizce savruluyordu duru denize.
Çağ sonrası herif acıyla kıvranıyordu. Bira kapakların sersemce ‘düşüş’ sesi, yan masadan istenen çakmakların ateşe 'dönüşüm’ünde verdiği ses, türlerin öpüşmeleri, kara kedilerin ciyaklamaları,
hepsi çağ sonrası herifin gözünde canlanıyordu. Çağdaş herifin sesiyle iç içe geçiyordu kara şehrin gürültüsü.
Buruk tatlar vardır, ağızda şurup giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz aksamı buhurdan gibi tüten




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta