Evvel O’dur; vakti doğmaz, hükmüne ermez zamân,
Âhir O’dur; son tükenir, hükmü kalır câvidân.
Zâhirin nakşında kalan sûreti mânâ sanır,
Bâtına erdikçe ârif gördüğünden utanır.
Nefs araya girdiği dem Hakk’a perde bağlanır,
Bir “ben”in gölgesinde bin gizli put saklanır.
Mâsivâ gönlünde ise Kâbe’ye varsan ne olur,
Nefsini put eylemişsen secde kılsan ne olur.
Bin kez “Allah” desen amma benliğin bâkî kalır,
Dil döner zikr üstüne, nefs içerde taht kurar.
Hû’yu dilden kalbe indir, kalbi de Hû’da unut,
Zikreden kim, zikrolan kim; işte burda eyle sükût.
Hakk’ı ararken içinden hâlâ yükselirse “ben”,
Hakk’a perde arama hiç; aradaki sensin sen.
Ârifin “bildim” dediği yerde irfân örtünür,
Hayret arttıkça bilen susar, bilinmez büyür.
Fenâyı yokluk sanma gönlüm, senden eksilmektir “ben”,
Senlik hükmü sürüyorsa hicâbındır yine sen.
Hakk uzakta değildi hiç; uzaklığı kuran “ben”,
“Ben” aradan çekilince kim uzak, kim yakın, kim sen?
Emrî, senden “Emrî” kalsa, kim fenâ bulmuş olur?
Sen çekildin ise senden, “Emrî” diye kim kalır?
Kayıt Tarihi : 1.09.2026 10:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
HİCÂB, Hakk’ı dışarıda arayan insanın, asıl perdenin kendi “ben”liği olduğunu fark etmesinin hikâyesidir. İbadetten zikre, zikirden hayrete, hayretten fenâya uzanan yolculukta insan sonunda şunu görür: Hakk uzakta değildir; uzaklığı kuran “ben”dir. “Ben” aradan çekildiğinde ise geriye tek soru kalır: Kim kalır?




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!