kayda değer br şey yok
boğuluyorum, girdaplarında sürükleniyorum, parçalara ayrılıyorum
bir yılan var bu etten kafesin içinde zihin denen şeyin koridorlarında dolaşıyor her bir sinir hücrem felç geçiriyor kaskatı kesilen bedenim bir ceset için fazla sıcak ama canlı olamayacak kadar da hareketsiz kılındı
varlığının ihtişamına kandım beni kendine muhtaç kıldın
öyle ki varlığınla bana hem saadeti hem de cehennemi yaşatıyorsun
yüreğime sayısız küçük iğne batıyor sen her yadıma düştüğünde
cennetten birkaç esinti esiyor yüzüme sen her yadıma düştüğünde
Tekrardan başlıyor,nehirler yeniden canlanıyor,kıvrımlı yollar suyla dolmaya başlıyor.
Dolunay havada,
yıllarca kullanılmış bu toprağın üstünü aydınlatmakta.
Dolunay görmekte toprağın veriminin sonuna kadar kullanılıp kurutulmasini
Bir şey yapmamakta ama çünkü o da farkında parlaklığını bir başkasından aldığını onun sahtekarligini gizleyemez kimse
Duvarlar birbirine geçip de adımı unutturana kadar baskı devam ederken
Bu akşam da yine aynıyım
Gökyüzünün tüm renklerine bulandim
Biraz dumanlıyım aynada gördüğüm bulanık suretle bakışıyorum
Bir kangren kolum var benim gibi ama artık benle değil
Rengi değişti kullanılmaz hale geldi
gündüzlerimi gelecekle doldurdum gecelerimde geçmişim
kendime yer kalmayana kadar anılar ve planlar zihnimi istila ederken
gün batımları ile doğumlarında buldum hakikati
ölümün ile yaşamın arasındaki silikleşen o iki çizgide
çünkü orada görebildim kendimi içimdeki ölümle yaşamın birbirine karıştığı o anda
Bir od idi çıkıp giden dönmemek üzere
yersiz yurtsuzun yanına , yalancının
bilinmezi yakıştırdın kendine
ben ise denk görmüştüm isayı kendime
Ne affetmeye gücüm var seni ne de görmeye
gece yarısının tam içinden geçerken bir ok
ciğerlerim kan dolu ve avucumda toprak
kızıl şafağa karşın hissizleşen gözlerimle
vurdum minervayı vurdum kanadından
şarabı toprağa döküp kırdım liri
seni yokluktan yaptım beni yeniden doğurasın diye
seni alevlere tuttum yönümü bulmak için
şimdiyse eriyorum ateşinde yok oluyorum varlığında
yeşillik bir bahçe olduğumu sanardım
meğersem betondan bir duvarmışım
kırmızı bileklerim,
soluk mavi tenli geceyi boğazlarken
çınlayıp duran bir çan
cıkmayan bir can
kayboldun adem ve buldun
dünya nimetler önüne seriliyken sıyrıldın topraktan
dünya ölümümden sonraki cehennemim için hazırlığa dönüşürken
bir süsendim tüm zorluklara direnen artık erkenden ölümümü beklemekteyim
canımın yanacağını, gün batımlarının arasında kalıp alevden bulutları ciğerlerime çekeceğimin haberindeyken
neden uyumuyordum ki?
neden uyuyup düşler alemimde gezinemiyordum,kafamdaki çanlar niçin çalıp duruyordu?
neden görmekteydim adım adım gezen boşlukları ,kırışan pınarları ,sularının aktığını sadece kendim görürken üstelik.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!