Şiirlerimin hiçbir eskizini yok etmiyorum. İlk defter halinden son dosyalanmış haline kadar, arada defalarca yeniden yazılan şiirleri tutuyorum. Şiirin hikâyesini bütün bu yazılanlardan daha iyi o arşiv anlatır çünkü!
Bir şiirin hikayesini yazmak, şiirin gelişini yazmaktır. Gelir çünkü. Bir sestir başlangıçta. Çağırır… Çağırmakla kalmaz, ruhu ele geçirir. Gelen sesin ne söylediği size de açıklanmış değildir. Bir perdeyle var olur. Ruhuna gireceği şairi derinliğine çağıran büyük vakum. O vakumdan hangi harflerin aktığı, hangi kelimelerin size yağdığı hiçbir zaman bilinemez. O nedenle bir şiirin hikayesini yazmak, sesin hikayesini yazmaktır. Sesin gelişini, esir edişini…
Çünkü şiir başlangıçta sadece sestir. Kelimeleri yoktur. Anlam yoktur. Kağıt kaleme sahipsem bana kelime olarak görünen şeydir… Bu nedenle beş kitabın sonuncusundan başlamak istedim. Çünkü diğerlerine hiç benzemeyen bir kuvvetle geldi. Bir göktaşı gibi aktı ve düştüğü yerde büyük bir krater açtı. Bir ses krateri. Ve ben o kraterde bulduğum sesleri kelime yaparak taşa dönüştürdüm yeniden. Aslına dönüştürdüm yani. Sonsuzluktan süzülmüş küçük siyah taşlar. Parlaklığı ile kalbin sonsuzluğa ait olduğuna işaret eden…
Duyduğum sesin peşinden gittim
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta