19 Eylül 2025…
"Bilincimi ve etteki ritmini sana veriyorum,
içinde zayıflığımın korlaştığı ateşleri sana veriyorum,
prangalı mahkumları sana veriyorum,
bataklığı sana veriyorum."
(Frantz Fanon)
Çocukluğumun alnındaki derin çizgileri sana veriyorum.
Hayatımdaki tüm rezilliği, hoyratlığı sana veriyorum.
Süslü elbiselerimi, gerdanlığımı, etnik desenli küpelerimi sana veriyorum.
Bütün yaz aylarını sana veriyorum.
Düştüm ve kalktım; bütün haykırışlarımı sana veriyorum.
Dumanlı bütün dağları sana veriyorum,
rüzgârlı bütün ovaları da.
İşte böyle bir gün: bitmeyen baş ağrıları… Gerginlik ve dev gibi iç sıkıntılarım… Hiçbir zaman bitmedi. Ama Allah’a hamd ile O’nu tesbih ederim daima.
Üzerime bir çığ gibi dökülen ağrılar… Gayet sinir bozucu acılar içerisindeyim.
Sabrımın göklere çıkmasını umuyorum; beni orada duyan biri var.
Beni yıpratan bu düşüncelerin bir gün beni terk edeceğini umuyorum.
Çünkü insana nisyan verilmiş olmasaydı, bu kaygı uçurumundan boşluğa düşerdim. Ne mümkün bu derin hülyaların arasından sağ çıkabilmek? Böyle düşünüyor, bazen anlamsız bir şekilde metaneti elden bırakıveriyorum.
Oysa tüm namazlarımda O’na sarılıyorum. Bütün dualarımda avuçlarıma sarılıyorum. Ne zaman haykırmak gelse içimden, elime kalemi ve kâğıdı alıyorum; kelimeler ve cümleler yolluyorum defterin ruhuna, ağaçların ruhuna…
Nedendir bilmiyorum… Kendime küsmeyi öğrenememişim. Bunca iz bırakan yaraları sürekli onarmaya çalışıp kendimi unutulmaya mahkûm bir zindan suçlusu gibi terk etmem. Belki bazen kendimi yadırgamış olabilirim ama asla benliğimi bir başına bırakmadım.
Küçücük bedenimle arşa meydan okudumsa, beni affet!
Öyle iyi anladım ki: Yalnızca bir nutfeyim…
Daha henüz beşikte bir bebeğim.
Öylesine aciz, öylesine muhtaç…
Bir zerreciğim ki arşa gebeyim.
Bir kırıntıyım; dağılması kolay, toplaması zor…
Ben, kuruntularla erimiş bedenimi nasıl toplayabilirim söyle?!
Söyle, mizanın hangi kefesindeyim?!
Ötmeyi unutmuş bir kuş gibi kafesteyim…
Ruhumu kemiren o hileli maymunu nasıl oyuna getirebilirim söyle?!
Sırılsıklam kahr okyanusunda hangi limana sığınayım?!
Hangi gemiye iltica edeyim?!
Çok sıkıldım tatlı sözlerle başkalarını baştan çıkarmaktan…
Çok sıkıldım yeryüzündekilere rol oynamaktan.
Umudum; yeryüzünde birikmiş katrelerimi ummanda bir araya getirmek.
Sanki ruhum emilmiş ve ben artık taştan bir heykelim.
Susmaktan da yoruldum, koşmaktan da.
Düşündüm, taşındım; sefere çıkmaya, izzetimi ve şerefimi sineme bağlamaya…
Darmadağın olmuş zihnim için dua sana…
Göğsümde oyulmadık yer kalmadı; bununla birlikte içimde volkanlar patlamakta.
Güpegündüz ortası karanlıkta kalmış ruhuma bir zırh giydir.
Ellerim huzurunda; kendine bağla.
Işıklar yak; yolumu aydınlat.
Artık konuşmaya mecâlim yok; bana gökten kelimeler ile gel…
Aşkın ile gel.
Dilersen metni biçimsel olarak şiir düzenine getirmemi, sadeleştirmemi ya da anlam bütünlüğüne göre düzenlememi de isteyebilirsin.
Rukiye Suna
Âhûnigâh
2025
Kayıt Tarihi : 1.12.2025 00:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!