Henûz çark-ı felek dûn idi, âlem hâb-ı gaflette,
Zamân sahrâ-yı dehşetti, beşer mahkûm-ı zillette.
Ne hak bilinirdi, ne insâf, ne mîzân-ı adâlet var,
Kılıç şer‘-i yegâneydi, kuvvet hükm-i saltanât var.
Yetîmân ağlar iken arş titrerdi âh ü vâhından,
Velî zâlim gülerdi kan damlayan tâc-ı câhından.
Beşer yırtıcılıkta sırtlanı geçmişti ey gāfil,
Kardeş kardeşi yerdi, dişsiz kalmıştı her akil.
O demde çölde bir nur parladı, sükût yırtıldı,
Yetîm bir cân idi lâkin cihân ondan diriltildi.
Ne kûh isterdi, ne tahtı; ne Kisrâ’dan nişân aldı,
Yüreğinde hakîkat, dilinde hükm-i Kur’ân’dı.
Kırkına erince cân, zulmet çözüldü bağından,
Bir “nefha” ile âlem kurtuldu küfrün dağından.
Kayser devrildi bir sözle, Kisrâ sustu bir nazarla,
Putun alnına vurdu, kırdı bâtılı bir darbeyle.
Nef‘î gibi celâlli, Kazak Abdal gibi serbestinde,
Hem şimşekti kelâmında, hem rahmetti nefesinde.
Aczin hakkı ezilmekti, o geldi diriltti aczi,
Zulmün kökü sanılmazdı, o kesti zulmün nazmini.
Ne şer kaldı meydân tutan, ne fitne sağ salâmetti,
Tefrika yandı kül oldu, vahdet geldi selâmetti.
O bir sultân değildi, lâkin sultanlar onun kuluydu,
Bir fakirdi ki cihanlar onun eşiğinde doluydu.
Şefâat gölgesiydi mazlûmun başı üstünde,
Kahır kamçısı şakırdı zâlimin her göğsünde.
Âlemlere rahmetti, bu söz lafz değil ey cân,
Rahmet onun adıdır, adâlet onun nîşân.
Dünya neye mâlikse onun nefhasıyladır,
İlim de, irfan da, edep onun kapısındadır.
Medyûndur ona ferd ü cem‘, sultân u gedâ birdir,
Onun borcu ödenmez, bu hakikat ezelîdir.
İnsanı durdurmaz der: “Hak birdir, Muhammed aynasıdır”,
Ahırda koyun deği: “Cihân onun kelâmının yasasıdır!”
Ne medh ü kasîde bu, ne de kuru bir övgüdür,
Bu canın ikrârıdır, bu gönlün secdesidir.
Yâ Rab! Bizi Mahşer’de bu sevda ile dirilt,
Bu nûrun eşiğinde yüzümüzü ak eyle, erit.
Kayıt Tarihi : 16.1.2026 13:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!