Hayattayım, yaşamak ne güzel şey.-Ordu-
Her gece kelepçe vurulur ellerine güneşin
Sümbüllerim yorgun düşer baygınlıktan.
Ufukta ölü bir deniz
Mercan mağaralarında ninniler
Ve kanatlarında yel değirmeni eli
Özgürlüğün güleceği günü bekler.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Yine çok güzel. İmgelere bayıldım. Kutlarım kardeşimi
Artık bu kadar saf olma şair,İnanma herkese ve her söze de.Hiç beklemedik bir andaKeserler çünkü ellerini yedi dalganınAylar Haziran’ı gösterse bile.
yareginize sağlık hazirandaki karda herhalde bir başka olur
Deüerli üstadem. Uzun bir zaman antolojiden ve şiirlerden uzak kaldım Sayfa ziyaretlerime de geç kaldım. Şimdi bu harika şiirinizi okuyarak sizleri Vandan sellamlıyorum. Şiirlerinizi özlemişim doğrusu. Bu da çok harika bir şiirdi kutlarım.
Selam ve saygıyla..
Seyfeddin Karahocagil
Artık bu kadar saf olma şair,
İnanma herkese ve her söze de.
Hiç beklemedik bir anda
Keserler çünkü ellerini yedi dalganın
Aylar Haziran’ı gösterse bile.
Katılıyorum size
Bu öyle bir devran olmuş ki, ihanetler,zulümler kol geziyor...
Tebrik ve sevgimle
Kıymetli şaire'm;
Şiiriniz bana büyüklerimden duyduğum bir sözü hatırlattı 'Kara bahtım kem talihim taşa bassam iz olur, ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur.'
Yüreğimizdekilerin günü, mevsimi değişir elbette de, bakış açımızın genişlemesi ile neden göz diktiğimiz nesne değişmez hala anlamış değilim.
Zaman öfkenin merhemidir denir ya, sanırım biraz daha zamana ihtiyacımız var.
Umutlarınız her daim maviliklerce engin olsun.
Sevgi yüklü saygılarımla derlediğim çiçeklerim, engin yüreğinize.
10 puan, keşke fazlası olsaydı.
Şiirler şairlere aittir. Onların, duygusunu, coşkusunu ve öfkelerini de yansıtabilir. Yorumcuyu şairin ruh haletinden ziyade, şiirin anlamı, felsefesi, mesajları ilgilendirir yorumcuyu. Şair, şiirinin coşkusu, mesajları,felsefesinden nedenli etkiliyse, öfke ve hüznünden de, o denli haklı olabilir. Önemli olan yazılanın şiir olması, anlamlı mesajlar içermesidir.
Sayın Suna Doğanay hanımın bu şiri oldukça güzel ve anlamlı, felsefesi ve mesajları da, son derce etkili. Öfkesi vardır diye, öc alırcasına 1 numara not verilerek cezalandırıcasına, ayrıca öfke nöbeti göstermenin haklı hiç bir yanı yoktur. Şiir 10 numarayı hakkedecek değer ve düzeydedir.
Sayın Doğanay hanımefendiyi tebrik ve taktirlerimle
Tam puanla kutluyorum. Değerli şair dostlarımıza da,
itidal tavsiye ediyorum. Sonuçta tüm eğlemler 'Güzel sanatlar' adına yapılmaktadır. Şiir çalışmalarımızda bu anlayış çerçevesine oturtulmalıdır.
Saygılarımla. Kemal Polat
Sevgili arkadaşım ne uzun zaman geçmiş..
Şiir candan can çıkarmış...Öfke niyetine, sitem niyetine..Okumak güzeldi.
Keserler çünkü ellerini yedi dalganın
Aylar Haziran’ı gösterse bile....
güneşte bile ağlar şiir değil mi?
Bu şiir ile ilgili 9 tane yorum bulunmakta