HAZAN
Hazan; ihanet ve ayrılıkların, iki yüzlü mevsimi...
Soldurdun alı, yeşili; çaldın mavinin rengini!
Yeryüzü hüzün sarısına boyanmış, umutlar kara;
Tükenen aşklar, seven kalplerde onmaz bir yara.
Tren garında, işte böyle bir hazan günü vedalaşmıştık...
Fırtınalı bir aşk yaşamış, fırtınalı bir günde ayrılmıştık.
Esen rüzgâr, yağan kar; tokat gibi çarparken yüzüme,
Kaçırdığın gözlerin, bir an bile değmemişti gözüme!
Ayrılık öyle bir çaresizliktir ki; bir ince hastalık...
Başında hasret yeli, içinde başıboş bir yalnızlık.
Kaderine terk edilmiş lokomotifler gibi mahzun;
Rüyalarında olsa bile, vuslattır son arzun.
Uzayıp giden soğuk raylar gibi, günler de tükenmez;
Soğuk bir hüzün çöker yüreğine; yüzün hiç gülmez.
Kahrolası hatıraların, alev gibi sarar benliğini;
İçtiğin kadehler de söndüremez, içindeki nefretini!
Elinde solmuş fotoğraflar, bir mucize beklersin;
Unutup edebini; gelmişine, geçmişine küfredersin!
Yıkılır son umutlar da, içinde kopan fırtınalarda;
Son arzun; bir gün sarılıp ölmektir, sevgilinin kollarında...
Gel artık, bitir bu hicran denen kanayan yarayı;
Senden önce Azrail, kapatmadan arayı...
Zehir de olsa razıyım, yeter ki dön bana;
Vuslatı sarılıp içeyim dudaklarından, kana kana!
14.02.2026
20:25
Bekir Erçalışkan
Kayıt Tarihi : 14.2.2026 20:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!