"Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şairi C. Yücel'e,
"Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a
ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Karanlık suların, sivri yapıların dibinde
çan eğrisi tersten işlemekte
tümlüğe eksik zamanlara kucak;
kırka iki kala keşfim
bir dehliz, beynimin çıkmazında...
uzaktan bakan benim
Devamını Oku
tümlüğe eksik zamanlara kucak;
kırka iki kala keşfim
bir dehliz, beynimin çıkmazında...
uzaktan bakan benim
Üzerinde oldukça düşünülmesi gereken
anlaşılmazıs güç bir şiir..elbet benim gibiler için..
bana aşağıdaki şiri yazdırdığına göre
sanırım güzel..
.......*...
Ben de
en çok kendimi sevdim
Tıpkı Baki Ayhan T. gibi
En çok kendimi sevmeseydim eğer
ne annemi sevebilirdim
ne babamı / ne seni
ne de yaradılan herşeyi
Evet sevdiğim sizler yarattınız beni!
Bu yüzden en çok kendimi seviyorum
Ürkek bir kuş gibi.
***
Bu da benim şiirim
ilham kaynağım sayın Baki Ayhan T.oldu
Tebrikler ve teşekkürler....22.mayıs.2020.
sevgi, geniş açılımlı bir sözcük..içine neler girmez ki!.kimi yarini sever, kimi kendini, kimi de kedisini falan filan...yani sevmek istersen, muhakkak bulursun sevecek bir şey...
şiiri, nedense tekrar tekrar okuma isteği duydum...ilk okuyuşumda uzak geldi, okudukça yaklaştı...yaklaştı ve tosladı!:))
devrildim...
devrildiğim yerden bir daha okudum; hem ilginç, hem dolu dolu, hem absürt, hem laf ebesi, hem berberden yeni çıkmış delikanlı gibi göründü...
eee..ne desem gayrı!..diyemiyorum, çünkü şiir gerçekten emek verilmiş, kapalı şiirdi ama güzeldi...
kutlayarak efendim...nice şiirlere diyerek...
Can Yücel bir lokomotif oldu ve ‘Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim’ diye bir şiir yazdı. Şiiri okuyunca Yücel’in baba sevgisi güzel dizelerde okura duygu yüklü bir biçimde aktarılmaktadır.
Abdülkadir Budak ise Can Yücel'e nazire olarak ‘’Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim’ şiirini yazdı. Budak’ın şiirini okuyunca da anne sevgisini hemen hissedebiliyorsunuz.
Can Yücel’in lokomotifine yüzlerce şair tarafından nazire şiirler (vagonlar) eklendi ve eklenmeğe devam etmektedir. Bu şiir de bunlardan bir tanesi. Herkes hayatta en çok bir şeyini seviyor ve şiir haline getirip paylaşıyor.
.
Şükrü Aktaş da hayatta en çok annesini sevenlerden.
Ali Sağlam, Saadet Güldürsün, Ünal Beşkese ve Dilek Mert hayatta ‘Ben En Çok Seni Sevdim’ diyenlerden. Samet Civan ‘Ben En Çok Sakallarımdaki Seni Sevdim’ diyerek bu konuda açılım yapıyor. Orhan Demirtaş ‘Ben, En Çok Bende ki Seni Sevdim’ diyerek yine benzer fikirde.
Ali Rıza Sarıer ‘Ben En Çok Bizi Sevdim’ diyerek sevilen kişi sayısını ikiye çıkarmakta.
Muhsin Durucan ‘Hayatta Ben En Çok Ninemi Sevdim’ demektedir.
Günün şairi de tıpkı Kudret Kobal gibi ‘Ben En Çok Kendimi Sevdim’ diyenlerden. Aralarında bir fark varsa şair şaraptan, Kobal rakıdan bahsetmekte.
Neslihan Tonbuloğlu ‘Ben En Çok İstanbul’u Sevdim’,
Adem Selçuk ‘Ben En Çok Sevdayı Sevdim’,
Nurettin Kargaoğlu ‘Ben En Çok Geceleri Sevdim’ demekte.
Emsal Toprak ise ‘Ben En Çok İftar Vaktini Sevdim’ demiş.
Hayatta bir şeyleri en çok sevdiğine ilişkin şairler şiir yazmağa devam ettikçe daha ne çok sevecek şey bulacaklardır.
Saygılarımla.
Aslında hayatın yarısı kendini sevmeyi öğrenmekle geçer. o gün bir devrim olur işthayatında. Kendini sevmeyen kimseyi sevemez takdir edemez gereğince zaten hiç bir zamanda mutlu olamaz. kendini sevmek iyidir dertlerinle barışırsın. acılarını iyileştirirsin acınacak haline gülersin. iyi insanlar biriktirirsin anlamlı anıların olur. bil cümle yükünü silkeler atarsın dünyayı tiğe alırsın. kemale ermiş olursun yada ilk adımı atamış olursun. kutlarım.
Narsist bir başlık gibi gibi mi ??
Şairane bir prototipi olarak kendisini tasvir ve takdis mi ediyor şair
Aslında şiirin içinde belli belirsiz bir tahkiye de var . Bir olaylar zincirine atıf var
Bugün güne gelen iki şiirde de ‘ Cinayet Romanları ‘ ndan renk ve resimler var sanki
İnsanlık edebiyatı içinde ‘CİNAYET ROMANLARI ‘ şeklinde bir tür ün bulunması bile insan türünün bir yönüyle nasıl güvenilmez bir yaratık olduğunu da göstermiyor mu diyerek konunun biraz da dışına çıkmış olalım .
Metaforlar kurgusal sanki bir senaryo yazıyormuş gibi
Ama şiir öncelikle kendindenlik isteyen bir sanat . Kurgu arttıkça duygu samimiyeti azalıyor
Bir şiire tosladım sanki..
Şiirde sıfat sıfat üstüne eklenmiş ve ne ifade ettiği yalnızca şairin malumu bir takım anlamlar ortaya çıkmış. Böyle olunca şairin kendi hayal aleminde anlamlı ama okuyucu için meçhul bir hal almış şiir. Şiirde kapalılığın dahi bir sınırı olmalı bence yoksa şairin kendi kendine mektubu olup çıkıyor şiir. Kırmızı canavarlar, başkasına yanaşan gemiler, hayatını kaybeden trenler birşey anlatmıyor okuyucuya. Sanat sanat içindir evet ama alıcısı olmayan sanat ne içindir o zaman?
Teşbihte hata olmaz derler ancak,"Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim"
Yağmaktan bıkmış yağmur benzetmesinde benzetme yönü doğru seçilmemiş.Çünkü yağmur usanıp bezdiği yada yorulduğu için dinmez.Yani yağmur kişileştirilmesi de güme gitmiş oluyor.
Yer yer şairin kendi deyişindeki gibi sözcük delisi olduğunu gösterir ifadeler var.Bol sıfat tamlaması da bunu gösteriyor."Derin hiçliklere gizlenen ses, yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten,feci bir kazada hayatını kaybeden tren"Şiir sıfat fiillerin baskısı altında ezilmiş,
kolay anlaşılırlığını yitirmiş gibi geldi bana...
Ayrıca şairin en çok kendisini sevdiği bir durumda net ortaya konmamış.Ha tam tersi tariz var derseniz.O da ortada görünmüyor.Ya da bana ağır geldi bu şiir...
Daha güzel bir gözlük takıp şiiri inceleyecek yorumcuları bekleyeceğim.Belki daha iyi anlarım şu tren yolculuğunu da bazı düşüncelerimden vaz geçerim.
Ben adına baktığımda bir öz eleştiri şiiri ümit ediyordum, bundan dolayı belki biraz eleştirilerimde haksızlık etmiş olabilirim.Şairi tanımak için tanıtım bölümüne gidiyorum.
Sürçü lisan yaptık isek affola...
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta