yağmuru bereketlendiren kısa gün
kurumuş bir zambağın cumbasında uyuyan rüzgârlar
göğe kanat olan kuşların ıslandığı körpe çamlar
ketum bir sessizliğin ipini çeken
eskimiş boyası dökük
tahta pervazlı nazlı
pencereler
ruhumda şimşeklerle çarpışan görklü fırtına
kültür pazarlarında şaha kalkan azgın cehalet furyası
bulutların ağzında solup solup tekrar tekrar canlanan güneş
fırçasında gotik tarzıyla renkleri ve ışığı küstüren
kel ressam
her şiirinde bir buluş bir keşif yaratan ilham avcısı bitkin şairler
biliyorum biliyorum dünya karanlığın harlanan ışığında
hızlı çürüme eşiğinde can çekişen
bir mazlum
ihanetlerin coştuğu kardeşliğin ve hür düşüncenin öldüğü
zamanları hızla soludukça
uçuk takvimler
yağmurun derdi yağmak
ressamın derdi çizmek
şairin derdi yazmak
gözleri kin nefret bürümüşler dünyasında palazlananlar
nerden bilsin kurumuş bir yaprağın içlenerek yas tutan hüznünü
yoksulların maveraya atılmış bir çıbanbaşı gibi
içten içe yavaş yavaş cerahatlandığını
nerden bilsin karnı tok züppeler
ölü şehirleri çoğaltan kirli kanlı eller
ne anlasın halden
türkülerin yanık sesinde tutuklu kalan sevdaların
dili kadar çaresiz umutsuz
mutsuz anneler
hangi geleceğe emanet edecekler çocuklarını
topraktan ateş fışkırıp gökten kül yağarken
sizce düşler dünyasına yolculuk mu kaldı
çocukların bile sanal alemde at koşturduğu ahir zamanlarda
3101202612:44
Ayşe UçarKayıt Tarihi : 7.2.2026 23:58:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!