Gözünü hafifçe araladı,uyanmak ile uyanmamak arası çizgideydi.Burnuna gelen mis gibi kahve kokusu kalkmasını söylüyordu.Hafifçe doğruldu yatağında.Gece zifir karanlıktı.Saatin hiç önemi yoktu,o saatleri durduralı çok olmuştu.Uyku denen illet zaten gelmeyi bilmiyordu kan çanağına dönen gözlerine.Ayıldığını fark etti,yeter çok bile uyumuştu.
Ayağa kalktı,terliklerini giydi nazikçe,aynaya baktı günden güne eriyordu.Yememek değil kendini yemekti onu eriten şey,hırkasını aldı üzerine ve mutfağa geçti Firuze.Isıtıcıya suyu koydu.Dağlara takıldı gözü,mutfak camını açıp karşıları izlemeye başladı. Dağların arkasında kızıl bir ışık.Evinin manzarasını oldum olası severdi zaten.Dilinde yine aynı şarkı vardı’’ben gamlı hazan sense bahar’’Derinlere çok derinlere dalmıştı.Kendi sesini bölen ısıtıcıda kaynayan suyun sesiydi,kahve geldi aklına.Sigarasını yaktı derin bir nefes çekti,kahvesini hazırladı bir yudum aldı ve tekrar derinlere daldı.Dağların ardındaki manzarayı izlerken arkasından hafifçe birinin sarıldığını hissetti.Döndü…gözlerine inanamıyordu.Gitmemişmiydin diyebildi sadece ağlamaya başladığında.Öptü kokladı onu derin derin.En sevdiği deniz kokusundan bile güzeldi sevdiceğinin kokusu.Gözlerine baktı,gözlerinin içine.Hiç bir şey söyleyemiyordu,onca yazıp,çizen eli tutuk,onca haykıran dili lal di artık.
Kulağına eğilerek hafifçe öptü ve bu gece buradayım dedi adam.
Bunu duymak rahatlatmıştı Firuze’yi.Omuzuna yaslandı ve en sevdiği şeyi yaptı kahvesini paylaştı onunla.Birlikte sessizliğin sesini dinliyorlardı,saatin önemi yoktu,zifir karanlıktı gece.
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi
Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın
Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta