-Üstü günlük gülistanlık değilse de-
Başka elbiselerin yırtık suskunluğu altından sonbahar sarısı yer altı nehirleri geçiyor. Meydana şöyle bir bakınca görülüyor bütün çıplaklığıyla, yağmurun kimin içini ıslattığı.
Birine rastlıyorum içi ıslak, hemen belli oluyor. Tanıdık geliyor, belki Hasan… Hasan olamayacak kadar yaşlanmış görünüyor. Üzerine büyük gelen ceketinin altında kendi kendine bir şeyler söyleyip belirsiz bir yöne doğru yürüyor. Mutlu bir bahar gözüyle görülemeyecek kadar belirsiz bir yöne…
Kimin eli bu tutup mevsimimi değiştiren? Kim bulup gözümün önüne koyuyor bu kanamalı vakaları? Bunca işin arasında… Hasan (eğer o Hasan’sa) kendi bulup giymiş o ceketi, kendi kendine konuşmalarını almış, nereye gidiyorsa gidiyor… diyemiyorum. Sus tanrıları yüzünden kayıplar veriyorum. Her mevsim (özellikle son yıllarda, yaşlanıyor muyum ne) bedelleniyor bahçelerimde. Benim sevgili bahçelerim kolayca küsüyor, sulayan çapalayan ellerime, an meselesi…
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta