'Çok Yaşa,
Sizde görün'
Yine her gün olduğu gibi sıradan, yağmurlu bir gündü. Saati zamanı hatırlamıyorum, üstümü giyindim, ayakkabımı ayağıma geçirip çıktım dışarı.
Nereye gideceğime, ne kadar gideceğime dair hiç bir fikrim yoktu. Dolaşacaktım yağmur altında. Islanacaktım belki sırıl sıklam. Öylede oldu. Daha bilmem kaz yüz metre yürümeden ıslanmıştım. Saçlarımdan yüzüme yağmur suları süzülüyordu. Düşüncelere dalmıştım, ıslandığımı fark etmemiştim bile. Hoş farketsem ne olacaktı, maksat zaten yağmurda dolaşıp ıslanmak, belki karanlık ve karmaşık duygularımı temizlemek değilmiydi.
İçimin ürpertisi ile uyandım daldığım düşümcelerden. Yollara sular birikmişti ve ayaklarım ıslanmıştı.
Neden sonra fark ettim ağlamışım, göz yaşlarım yağmurlara karıştığı için hissetmemişim yaşları. Ama yüreğime damladı yaşlar ve içim acıdı, belki o acıyla ağladım bilmiyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Ramazan bey ,,,,,,,,,,,sizde çok yaşayın,,güzel bir öykü ...saygıyla
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta