Bruksel'in Schaarbeek Belediyesinde Türklerin yoğunlukta olduğumuz Chaussee de Haecht caddesindeki büyük düşünürü, büyük âlimi şu cümleler ile oradan kurtarmak isteyen düşünürlerimiz var gibi gibi ... "Efendim Nasrettin Hocanın yeri daha temiz bir yer olsun."
Hopbala derler adama; iyi de biz bize ait değerlere sahip çıkamıyor bir başka bölgede bizim değerimize daha titiz davranılmasını düşünüp Hoca yı camilerimizin, lokantalarımızın, kahvehanelerimizin, turizim acentalarımızın, nüfuzumuzun yoğun olduğu mahallemizden kovmakmı istiyoruz agam..?
Demezlermi adama, O kadar nüfus bakamadı bi Hoca'ya, bulunduğu yeri temiz tutmak yerine sürekli adres değiṣilliği yapmakta neyin nesi..? Aklıma gelen tek bir ṣey var... Hocam nasıl bir kaderin var ki çöplüğe düştün..?
Kaç cuma kaç Bayram geçti
Hoca bizim mahalleye geleli
Yıgıldı baṣına çöpler bitli pireli
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Nasreddin hoca aslında hikmet ehli bir alim ve arif zat iken, Celaleddin er-Rumi denen Moüol ajanı sapık şeyh onu kıskandığı için, ne kadar komik hikaye varsa ona atfetmiş ve onu kendince tahkir etmek istemiştir. Biz bu gerçeği Konya Selçuk üniversitesi dinler tarihi hocalarından muhterem Mikail Bayram hocanın TV kanallarındaki ve sosyal medyadaki beyanlarından öğrenip hayretler ve dehşetler içerisinde kaldık. Mikail hoca, Nasreddin hocanın Farsça eserlerinden birkaç tanesini izbeliklerde atılmış halde bulup tercüme ettiğini anlatıyor ve "dileyen gelsin üniversitenin kütüphanesinde tetkik etsin" diyor. Yani Hocayı biz çoktan çöplüklere, izbeliklere mahkum etmişiz de haberimiz yokmuş.
Hayırlı Cumalar.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta