Kendinizi ve hayatınızdakileri tartıp, düşündünüz mü hiç? Neyin, ne kadar hak edildiğini sordunuz mu? Mutlaka bir dönüm noktasına geldiniz şimdi. Her günün bir şeye gebe olduğu bu yaşamda, anlık sürprizlere ne kadar açığız? Yoksa tam tersine, fanusların içinde yaşadığımız bu hayatı öylesine, boş bakışlarla izliyor muyuz? Her bir sorunun basit cevapları var. Bazen dobraca veriyoruz cevaplarımızı, bazen de saklanıyoruz kelimelerin ardına. Zaman öyle ya da böyle geçip gidiyor. Yolda önümüze çıkan duraklarda dinlenip nefesleniyoruz, ya da ömürden bir nefes daha eksiltiyoruz. Yollara ve duraklara bakıyoruz. Kâh özlemler, kâh öfkeler, gökkuşağı misali duygular…
İplerimizin kimin elinde olduğunu düşündüğümüz ve sorguladığımız anlara geliyor sıra şimdi. Bağımlı ya da bağımsız yaşadığımız, yaşamlarımızda rol alan insanların bizlerin üzerindeki hâkimiyetlerini izliyoruz. Fark etmeden verilen pek çok ödünden sonra eksilen ya da kazanılanların hesabını tutmaya başlarız. Kendimize acımalar, içeride kopan kavgalar, yüreklerdeki bitmeyen sağanak yağmurlar, birden bire nerede ve neyin içinde kaldığımızı anlayamaz hallerde uyanırız yaşam uykusundan. Ensemizde bir ses;
_Şunu yapma, sevme, kızma, ağlama, üzülme ve…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




İnsan olup anlamak, ve değerleri hak etmek önemli olan bu,
içinde varsa, sevmesinide bilirsin sevilmeyi de... Paylaşımı kutlarım şair dost..
Yorum yapmıyordum ama, beğni ile okuyordum.. Ve iki denemenize yorum yaptım... Ve (+) diyorum..
Saygılar..
Tebrikler selamlar
tebrik ederim güzel vede anlamlı
harikaydı......kutlarım arkadaşım
Bu şiir ile ilgili 4 tane yorum bulunmakta