masa savaş alanı
kınından çekilmiş acı, damarının üstünde
sırttan damlayan ışık, ten aynada
anahtarı çevirdi, açılmadı
ihtimal su da yanar
Ölüm yağıyor Budapeşte’ye
Güneş yoksulu toprak
Suya sığınan kadınlar kıskanç yılkı atları ve adamlar
Cengiz’in parmaklarında kan mavi zaferle yangın
Kalaharinin penceresinde boz şahin sürüsü
geceye sapladığım fotoğraftan,
ayırdım parmakuçlarını
kirpiklerinden akıttığın kokumu
yıkadım çığlığınla
Elbet güneşti
suya derin bağıran
salıncağın gölgesine dokunmamışsa yağmur
tanrıya yolculuğu bitmiştir çocukluğumuzun
Toprağın izniyle güneşi öpen Menekşe! hoşgeldin
huzurla ve tanrının ışığıyla
Kudretli göğsünde nefeslenen kuşlara
doğurgan kanadıyla direnci öğütledi
seni od'la emziren gerçek
Saat iki kırk beş, Pazartesi
güneşe tırmandım
kanadımda şarap tortusu
deniz., dalgasız
İstavrit rüyasında balıkçılar
kılıcını çekti dar topraktan
buluttan inmiş teni
geceden demler şarkısını
baskın bu
ikiye kurulmuş suskun saat
Nasıl olsa karanlığı da öldürecek kirli ellerin
içine bir güvercin konacak
omzunda kan güneş
tamamlanacaksın
Eksilmiyor anlıyor musun
Gözlerini kapadı karanlık
sesime ait su'larda
su da ıslandı aslı'nda
Sureti uzak
kın'ında bağıran bıçağın
Benim mevsimim üşütür
Şubat`ta küstah güneşi kurşunlayıp, çiçek doğururum
bilmediğin topraklarda
Sokağın habersiz
namuslu kediler besler kaldırımlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!