Ankara’nın ayazı camlara vurduğu an,
Bir sızı başlar içimizde; adı koca bir vatan.
Derneğin eşiğinde silkinir omuzdan gurbet,
İçeride buram buram tüter kadim bir hasret.
Erkekler toplanır önce, kollar sıvanır dertle,
Çiğ köfte yoğrulur sanma; sadece etle, biberle...
O tepside terleyen; babanın öğüdü, dedenin sesidir,
Acısı genzi yakarken gelen, köyün öz nefesidir.
Bir yetim başı okşar gibi sabırla yoğrulur hamur,
Her lokmada mazi canlanır, gözler buğulanır durur.
Kadınların günü gelince; bir başka çiçek açar oda,
Mutfaktan sızan o koku, en büyük teselli bu yolda.
Arabaşı tepsi tepsi gelir; güneş gibi doğar sofraya,
Hamur yutulur sessizce, dalarız en derin hülyaya.
O kaşık sesi değil, çocukluğumuzun tıkırtısıdır;
Yutulan her kaşık, gurbetin boğazdaki takıntısıdır.
Sıra gelir sohbete; kahkahalar dindirir sancıyı,
Kimin derdi varsa döker ortaya, bölüşürüz acıyı.
Erkekler vakarla dertleşir, kadınlar mani yakar,
O gece Ankara’nın bağrından bizim köyün çayı akar.
Ne unun kokusu diner, ne biberin közü azalır,
Bir akşamlık bu neşe, bin yıllık ömre yazılır.
Yenilen sadece yemek değil, sadakat borcudur toprağa,
Bizi biz yapan bu bağdır; Ankara’da düşmeyiz uzağa.
Salim Erben
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 23:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!