Sabah, pencerede titrek bir ışık
henüz kararını vermemiş bir gün gibi
bekliyor.
Kahve suyu kaynarken
telefonun ekranda susmayan bildirimleri
gölgeler düşürüyor
mutfağın beyaz fayanslarına.
Bir yanda iş, yetişmesi gereken dosyalar,
takvimin aceleciliği;
öte yanda içimizde usulca büyüyen
“biraz yavaşla” çağrısı.
Aynı masada oturuyorlar,
birbirine dokunmadan.
Otobüste yüzler yan yana,
gözler kendi uzaklarına çevrili.
Kimse konuşmuyor;
herkesin zihninde başka bir yağmur
başlamak üzere.
Kira, faturalar, ertelediğimiz rüyalar,
daha iyi bir söz söyleme isteği…
Çocuklar okul yolunda
çantalarının ağırlığından çok
gelecek kelimesini taşıyor.
Bizse haberlerde çoğalan sayılara bakıp
insanın rakama dönüşmesine
sessizce üzülüyoruz.
Bir parkta soluklanınca
yaprağın damarı, kuşun kanadı
hala anlatıyor:
dünyanın kalbi acele etmiyor.
Toprak, zamanı ölçerken
şefkatle davranıyor kırılgan olan her şeye.
Akşamüstü, eve dönerken
gökyüzü bir defter gibi açılıyor.
Bulutların arasında
kimseye hesap vermeyen bir umut
ince bir çizgi bırakıyor.
Belki de hayat, bütün bu karmaşanın içinde
küçük bir teşekkür cümlesi kadar
sade kalabilmeyi istiyor bizden.
Gece, lambayı kapatırken
kendi iç sesimizle baş başa kalıyoruz:
Kırmadan yürüyebildik mi?
Dinledik mi?
Birinin yükünü yarım adım da olsa
hafifletebildik mi?
Uykuya varmadan önce
kalbimizde sessiz bir yer açılıyor.
Orada, yarının telaşına değil,
yarının ihtimamına hazırlanıyoruz:
Daha dikkatli bakışlara,
daha temiz cümlelere,
birbirine iyi gelen insanlara.
Ve sabah yine geliyor —
penceredeki ışık bu kez
biraz daha kararlı.
İçimizde, adını fısıldamadan
büyüyen bir düşünce:
Hayat, zorluklarıyla birlikte
özen gösterdiğimiz ölçüde
bize benziyor.
Kayıt Tarihi : 25.12.2025 11:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!