Bir zamanlar çetin gurbet
Güneşime buluttu.
Özlenenler turuncuyken, maviyken,
Gri bir çete renklerime el koydu.
Sevgiler uçurumda,
Düşmeyi bekliyordu.
Ve denizin tuzlu sesi,
Uzaktı bana artık,
Bir zamanlar,
Ben çok gençtim,
Ve bu küskün bulutlarla tanıştım.
Gözyaşlarım görünmedi
Ama ağladım.
Ve mavinin Adresini,
Bulut vurmuş sokaklarda aradım.
Bir zamanlar bahtiyarlık,
Bana yasaktı.
Göğsüm kasım yağmurlarında,
Başım sisle tanış olmuştu.
Ve huzur alıp başını gitmiş,
Mutluluk limanına veda etmişti.
Bir zamanlar
Gülüşlerim hapis yemişti
Ve güneşim prangadaydı,
Yıldızlarım,
Köşelerde yitmişti.
Bir zamanlar bulutlara
İsyan etmiştim.
Kayıp ilanlarım,
hatıra defterimi
İşgal etmişti.
Ben maviyi arıyorken,
Yas tutmuş sokaklarda,
Çetin gurbet güneşimi tutuklamıştı.
Kayıt Tarihi : 4.10.2006 11:02:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
GURBETİN RENGİ Bu yazıya verdiğim başlık olan ‘gurbetin rengi’ masum bir başlık gibi dursa da aslında epey sır saklıyor. Çünkü gurbete renk verme eğilimi benim hem gurbetteki yaşamımda önemli bir yer kaplamış, hem de şiir ve yazılarıma konu olmuş bir olgudur. Gurbete renk verme düşüncesi nasıl doğdu diye sorarsanız, bu işin gurbete ilk çıkışım kadar eski olduğunu söylemeliyim. Aslında gurbete renk adı verme gibi bir tasam da yoktu; kendiliğinden ortaya çıkan bir durumdu bu. Biliyorum şimdi neden söz ettiğimi anlayamadığınızı duyar gibiyim. O zaman biraz daha açayım bu konuyu. Dün gibi anımsıyorum. Berlin’e bir uçak dolusu genç gelmiştik. Yaşlarımız 23 ile 28 arasındaydı ve hepimiz sanat okulu mezunuyduk. Bir uçak dolusu İzmirli genç ilk kez gurbete çıkmıştık. Gurbet, daha doğrusu Almanya bizim için para ve yiyecek bolluğu demekti. Burada bol para kazanacak, sevdiğimiz şeyleri yiyecek ama fazla kalmadan geri dönecektik. Hepimizin düşüncesi bir bilemedin iki yıl sonra geri dönüp İzmir’de kendi işyerimizi kurmaktı. Buraya kadar her şey iyi güzel, yani gurbete çıkmıştık ama gurbetin rengi de neyin nesi derseniz onu da anlatayım. Biz İzmir’den yola çıkmaya hazırlanırken, bizlere veda etmek istercesine, kente kocaman bir güneş doğmuştu. Kemalpaşa, Sipil, Yamanlar ve Çatalkaya dağları mavi renklerini almıştı. Öte yandan güneşin ilk ışıklarının yalayıp geçtiği ve uykudan uyandırdığı İzmir’in kenar semtlerinde kor rengi hala duruyordu. Uzun İzmir körfezinde de mavi ve kızıl renklerin dansı vardı. Evet biz İzmir’den ayrılırken mavi ağırlıklı renk cümbüşüne de veda etmiştik. İşte bu sırada, sanki gurbette 40 yıl kalacağımızı daha o zaman sezinlemiş gibi, vatana özlem duygusu da oluşmuştu içimizde. Peki gurbete yani Almanya’ya geldiğimizde burada hangi renkler karşılamıştı bizi? O gün Almanya’da karşılaştığım renkler şunlardı: Neden ‘renkler’ diyorum sanki? Almanya’ya geldiğimizde sadece bir renk karşılamıştı bizi: Gri! Siz buna ister kül rengi, ister kurşun rengi, isterseniz de gri deyin. Çünkü ben de yazdığım şiir ve yazılarımda bazan birini bazan da ötekini kullandım. O gün Berlin’de uçaktan indiğimizde mavi, kırmızı, sarı, kızıl, turuncu kısacası İzmir’e özgü hiç bir renk yoktu. Ve biz o gün tanımadığımız bir renkle, gri ile tanışmıştık. Kapalı bir hava ve un gibi yağan yağmurlar bize ‘hoşgeldiniz’ demişlerdi. Daha o gün gurbete bir ad bulmuştum ve ‘senin adın gri olsun gurbet’ demiştim. Gri renkle ilk başlarda anlaşamadık ama zamanla birbirimizi sevmekten başka çaremiz olmadığını da anladık ve sevdik gri rengini. O zaman gurbet nedir ve gurbette yaşamanın rengi nasıl betimlenir, diye sormak gerekiyor. Gurbet gri demektir, memleketin rengi de mavidir. Gri’de yaşamak zorunda olmak ve sürekli maviyi özlemek: İşte Almanya’nın özeti. Ama gri’yi de seviyoruz artık. Mavi ilk göz ağrımız gri de ikinci sevgilimiz. Gurbet benim için gri başladı öyle gidiyor. Maviye özlem ise bin yıl sonra da devam edecek. Guten Tag gri rengi, merhaba mavi!

tebrikler...
TÜM YORUMLAR (2)