Farkında değiliz,
aynı cam fanusun içinde
iki ayrı yalnızlık gibiyiz.
Zaman dışı anlarda,
tutkular bıçak sırtı,
her hece sen —
dilimde yarım kalmış bir türkü.
Sular suskun,
ağlamak bile lüks artık.
Siyah-beyaz karelerde
gözlerinde yanar
gümüş kavgalar.
Bakışlarının ağında asılıyım,
fırtınayı haber veren
sessiz bir tebessüm gibi.
Sen, mahzun bir yaz rüzgârısın —
eser ama es geçersin içimi.
Dolunay vurdukça sulara,
hayaller çağırır
gölgelerle dans eden kadınları.
Ve oradasın sen,
yağmur kokulu cümlelerin kıyısında,
bir nehrin dirsek yerinden
süzülen bir gülüş gibi.
Tirşe mavisinde titrer anılar,
hızla akıp gider içimden.
Dalıp gidişlerimi sorarsın —
denizlere düşüşümü,
ay ışığının izinde
kendi karanlığıma inişimi.
Haziran girer damarlarıma,
adın alnıma kazılı.
Kaçsam da,
gölgen her köşede bekler beni.
İnancını yitirmiş bir yolcuyum belki,
ama rüzgârlarım
hep sana varıyor sonunda —
yarada dönen bir bıçak gibi.
Ve bu masalda,
taş yürekli bir kahraman olsam da,
sen hâlâ
gümüş külleri üfleyen
tek ateşimsin.
Kayıt Tarihi : 29.7.2025 15:13:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!