İstanbul dört mevsim
İstanbul dün, bugün, yarın İstanbul.
Hanlarında şairi, yazarı, âlimi ağırlayan,
Kurtuluşun nutka döküldüğü,
Meydanlarda kalabalıkların çığlığı İstanbul.
Kimi zaman hissederim;
Ya Rab
bu kulların harap
vermezsen Kâb-ı kavseyn den
tertemiz şarap..
İki gözüm olsa iki çeşme
DAVET
I.
Doğu da doğdu,
Takdir-i ilahi vesileyi koydu.
Gel dedi yedi veren güneş,
Çeşit çeşit toprağımın iklimini deş.
Yılların çoğrafyası yüzlerden,
gülen gözlerin kenarında ki çizgilerden,
düşerken gözyaşı
yoktur telaşı
debisi düşük
kurur düşmeden
Umutsuzluğun pençesinde
Kıvranırken gün
Umuda düşer alın secdede
Merhametin kollarındadır güven
Var edilenden uzak;
Var eden, dayanak...
Tattık acıyı “Canan” diye...
Canan can verdi inan
İbrahim vari,
bir garip süvari,
“Kaçarken değil,koşarken”diye
geldi haberi…
Bir şeyler;
Bir şeyler vardı seni içten içe eriten
Elinde kalan, görünmez bir çehre…
Bahtiyarsın, bahtiyar olma sınaya! !
Zaman dinlemez savurur seni rüzgara…
İnceldikleri hesapta
Gerçeğin kalemini kırınca
Köşedeki beyefendiler
Fakirin ayağında ki tozu balçık
Mürekkepleriyle eylediler yazık
Namuslunun mu?
Geceyi ikiye böldü
Ekvator çizgisiyle
Bir yağmur çiseliyor
Yeşilden iklimine
Düne yakın yüzün de
Varsada karanlık
Hey! İnsanlar
Yüreğinde insanlığı yaşatanlar
Benim ülkeme gelin
Benim ülkemde güneş bir başka doğar
Çiçekler bir başka açar
Bu çiçekler ki sabırla açar
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!