(GÜLCE-Bahçe) (Gül Tufanı) -Yunus Peyg ...

Ali Gözütok
153

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

(GÜLCE-Bahçe) (Gül Tufanı) -Yunus Peygamber

Hz. Elyasanın çocukluğunda,
Asurlular Ak Denize inip,
İsrail devletini işgal ettiler.
Tam on yedi yıl sürdü bu işgal,
Sonunda vergiye bağlayıp,
Çekilip gittiler.

İsrail oğulları tarihler boyunca,
Sapkınlığın doruğuna ulaşmışlar,
Yakup oğulları da ayrı devlete ayrışmışlar.
Bazı zaman kendileriyle,
Bazı zaman komşuları ile savaşmışlar.

Mescid-i Aksa kapatılmış,
Tevrat’la amel unutulmuş.
Dünya hayatı uğruna,
Mal’a mülke tapılmış!
Putlar yapılmış, Allah unutulmuş.
Sapıttıkça sapıtılmıştı! ...

İşte böyle bir devirde,
Yunus A.S. peygamber gönderildi.
HAZRETİ YUNUS;

Kuş gibi uçan,
Deniz güvercini demektir.
Yunus balıkları onu yuttuğu için,
Bu adı almıştır.
Lakabı Zünnûn,
Ya da balık sahibi,
Sahib-ül hût dur.
M.Ö.Sekiz yüz kırk yıllarında,
Peygamber olduğu rivayet edilir.

Çok
Güzel
Yüzlüydü.
Sesi tatlı,
Gür, dokunaklı,
İşinde bileTevrat’ı,
Hiç durmadan okurdu.
Allah’ın emirlerini,
Tam tamına eksiksiz yapar,
Amma iman’a davette biraz,
Aceleciydi. Bu yüzden Allah,
Onu ikaz edip, sabrını çoğalttı.
Önce ticaret, sonra da amcasından,
Çömlekçiliği öğrendi. Onu sanat edindi.

İlahi vahye mazhar,(Nisa 163)
Alemlerin üstünde meziyet sahibi,(En’am 86
Peygamberlerden biri. (Saffat 139)

Rivayet edilir ki;
Yunus köyünden kentinden kopmuş,
Çalışmak için şehre gelmişti.
Veddal adında bir çömlek ustası,
Onu yanına aldı.

Veddal çok aranan bir usta,
Hem de son derece sanatkar’dı!
Bu hususta! ..
Çok siparişler alıyor,
Gece gündüz çalışıyor,
Siparişleri vaktinde yetiştirip,
Sahibine veriyordu.

Sakalı göbeğinde bu ihtiyar,
………….Renkli,
……………..Cilalı,
…………………İşlemeli,
Tencereler tabaklar,
Türlü türlü vazolar,
Üretiyor yerlerine sıralıyordu.
Görenler hayran,
Seyrine bile doyamıyordu! ...

Zaman zaman saraydan,
Sipariş alıyor,
İstek üzere yapıyor,
Değerinden fazla ücret almıyordu.
Yunus da ona yardım ediyor, çalışıyordu.

Yine bir sabah vakti,
Çamur karılıyor, hazırlık yapılıyordu.
Çıktı ansızın bir atlı, sanırsın kudretten kanatlı,
Subay kılığında, Saraylıydı besbelli.
Veddal’ı çekti kenara, uzun uzun konuştu,
Sonra da kanatlandı sanki, bir anda uzaklaştı.

Ustayı fazla oyalayıp tutmadı,
Bir haftalık vaktin var,
Vaktinde ister bunu hükümdar.
Diye tembihi unutmadı.
Gizli tut kimseler bilmesin,
Duymasın, deyip ayrıldı.

Canı sıkıldı ustanın.
Şimdiye kadar yapmadığım bir şey istiyor,
Başka bir hükümdara, armağan olacak diyor.

Yunus öğrenince gerçeği,
Moral verdi ustaya,
Korkma sen ustacığım,
Yetişir o haftaya.

Bildiğin gibi değil, hükümdar zalimdir.
İstediği olmazsa,
Türlü ezalar verir.
Bizden,
Ruha ferahlık veren,
Eserler istenir.

Ey Veddal!
Benim amcam da çömlekçidir.
Benim bir fikrim var,
-Sen iki eser yap,
Biri hükümdarın istediği gibi olsun,
Öteki senin istediğin!

Ancak seninkinde öyle bir özellik olsun ki;
Onu daha çok beğensin! ..
Nasıl bir özellik?
Anlatayım dedi Yunus.

Amcam bir zaman,
Bir leğenle bir ibrik yapmıştı,
Leğen tamamda, ibrikten su akarken,
Bülbül olup ötmüştü!

Nasıl oluyordu o?
İbriğin içine öyle bir düzen verdi,
Sapına türlü delikler deldi.
Su akarken ibrikten,
Bülbül gibi öterdi.

Tarif üzerine siparişi yaptılar,
Su doldurup içine, terar tekrar döktüler,
Yunus suyu döktükçe, usta zevkten dört köşe,
İbrik sesler verdikçe, şaştı usta bu işe.

Hükümdara vermek istemiyorum bunu,
Sürüklüyor bu sesler, beni benden alarak.
O alemde neler var, ah bir bilsen sen onu!
Dönüyorum oradan, mecnun gibi olarak.

Sen ver ustacım, yenisini yaparız.
Hem ondan güzelini,
Şöyle dile getirdi, orada dileğini!

Başarının uzun ipi, neredendir görünmez,
Daha işin başındayken, o ipe tırmanmalı,
Dokunsa da aldanılır, kimden gelir bilinmez,
Düğüm düğüm dinlenmeli, biraz olsun durmalı.

Yavaş yavaş yükselmeli, başarılar bundadır,
Yükseldikçe yukarılar, nasıl yerdir sormalı!
Bu ip uzun, bu ip narin, görünmezi ondandır,
Hep koşulmaz bazı zaman, dinlenmeli durmalı.

Doğru dedi Veddal,
Hele biz sanatkarlar bunu unutmamalıyız.

Tamamlandı eser amma,
Daha saraya ulaşmadan,
Usta hastalandı,
İhtiyar vücudu fazlasını çekemedi,
Vefat etti sonunda…

Yunus çok üzüldü ölümüne!
Yapacağı bir şey yoktu,
Hüküm Allah’ındı.

Teslim günü gelince,
Aldı siparişleri yol’a koyuldu.
Güneş epeyce yükselmişti,
Unutmuştu zamanı.
Ama bir saatten beri yollarda olduğunu,
Tahmin etmekte zorlanmadı.

Şehre yaklaştıkça,
Babil’in sanat ve sanatkarlar,
Beldesi olduğunu görüyor, hayran hayran,
……………………………. Bakıyordu.
Caddeler, sokaklar tertemiz, pırıl pırıl,
……………………………Parlıyordu.
Arabaları tam Dicle kıyısına gelince,
Ninova şehrinin karşı kıyısını da görüyor,
Öte yakanın da aynı şekilde olduğunu,
İki şehri köprülerin birbirine bağladığına,
……………………..Şahit oluyordu.

Şehrin içi başka, köyleri başka idi.
Bir taraf lüks içinde yüzerken,
Diğer taraf, yoksulluk içinde sürünüyordu!

Şehrin ortasında bir tepe vardı.
Bu kadar bakımlı bir şehrin ortasında,
Çıplak bir tepe! ...
Şaşılacak şeydi doğrusu! ...
Yanındaki baş yavere sordu;
Bu tepe ne?
…..Orası düa tepesi dedi baş yaver,
Neden lüzum görülmüş buna,
Put haneler varken! ...

Baş yaver,
-Bazen ortak felaketimiz olur.
Bunu önlemek için bir put haneye gitsek,
Ötekileri darılır!
Onun için topluca buraya çıkar,
Bütün putlarımıza oradan sesleniriz.
Yardımlarını ister, düamızı ederiz.
Diye izah etti.

Saraya yaklaştıkça, kısa baltalı,
Heykeller caddenin iki yanında,
Sıralı duruyorlardı.
Asur askerleri de sıklaşmıştı,
Kısa saplı baltalar vardı ellerinde.

Yunus, taa Hz. İbrahim dönemine uzandı.
Ninova halkından,
O da neler çekmişti.
Baltasıyla bu tür heykelleri kırmış,
Sonunda kafasını kopardığı,
En büyük putun boynuna asmıştı.
Baltasını.
Bu yüzden Nemrut onu,
Ateşlere atmıştı….
Ateş onu yakmamış,
Bir gül bahçesine dönmüştü.
Bunlar nasıl unutulurdu….

Sonunda saray vardılar.
Sıralı askerlerin arasından,
Hükümdar’a ulaştılar.
Yunus hediyeleri verdi Kral’a,
Kral gururlandı böyle sanatkarları,
Olduğu için…

Yunus’a Ninovada Dicle’ye kıyı,
Bir ev, ve bir arsa bir de dükkan,
Armağan edildi.
Orada hem sanatıyla uğraşıyor,
Hem şehri tanıyordu.

Zaman zaman doğup büyüdüğü yerler,
Aklına geliyor, onların hatırasıyla,
Oyalanıyorum sanıyordu.

O kadar dalmıştı ki;
Yanına gelen adamı fark etmemişti,
Adam ona seslendi! ...
Ey Yunus başını çevirme sakın!
Ben kimim beni tanı! ...

Yunus bu sesle,
Köyünün çiçeklerinin kokusunu,
…………………………….Duydu.
Nasıl tanımazdı çocukluk,
………………………Komşusunu.
Boşet’ti o.
Hemen cevap verdi.
Kucaklaştılar sarıldılar.
Tam zamanında geldin dedi Yunus.

O da, seni iyi gördüm dedi.
Ticaretten usandım.
Bir kervanla mal getirdim buraya.
Dün geldim.

Seni sordum.
Öğrendim ki, Hükümdar,
Yereboam’ın usta başılığına yükselmişsin.
Bu diyara yoksul gelmeseydin,
Bu nimete kavuşamazdın belki dedi.

Senin bir sıkıntın var herhalde!
Bana anlat dedi arkadaşı.
Doğru çok sıkıldım dedi Yunus.
Hislerini,
İlhamıyla dile getirdi Boşet.

Keseler dolusu para,
Dağlar kadar mal mülk,
Gizlenebilir bakışlardan, hırsız ellerden.

Saklanamayan tek şey,
İçimizde kabaran
Zaman zaman çılgınlıklar yapan,
Tepinen hislerimiz.
O hislerimiz değimli ki,
Onları dışa vuran,

Gözler çok vefasız,
Ele verir derhal sırrımızı,
Onları kapatmaktan başka,
Çare yok.

Yalnız onlar değil tabi,
Dilimizi tutsak,
Hiç konuşmasak!
Yüzümüz verir bizi ele,
İç çekişlerimiz, nefesimiz verir bizi dile!

Yunus sakınca görmedi,
Anlattı birer birer.
Kuşkudayım,
Huzurum kaçtı.

İstersen seni köye götüreyim.
Benim on, on beş güne kadar işim biter,
Dönüşte çoluk çocuğnu,
Rahat ettiririm, emin ol dedi.

Yunus, daha ben evlenmedim.
Çoluk çocuğum da yok! ..
Tamam değip kavli karar ettiler.
Günler yaklaştıkça Yunus’un,
İçi içine sığmıyordu.

Hakkında dedi kodu çıkarmışlardı.
Hükümdarı sevmiyor,
Aleyhinde konuşuyor diye,
İftira atmışlardı.

Kendini aklamadan,
Hükümdardan izin almadan,
Gidemezdi köyüne.
Arkadaşı git izin iste hükümdardan dedi.
Yunus’u ikna etti.

Yunus cesaretlendi,
Ertesi sabah gitti saraya,
Baş yavere derdini anlattı.
O da onu çıkardı huzura.

Yereboam, onu dikkatle dinledi.
Sözü bitince Yunus’un,
Ummadığı bir cevap verdi.
Bu gün eşref saatim.
Yerine bir çömlekçi bul,
İstediğin yere git dedi.

Yunus’un yetiştirdiği bir usta vardı,
Onun adı Mednandı.
Şehir dışında her gün,
O da tezgah açardı.

Ona uğradı, Yunus.
Onu bir şarkı mırıldanırken buldu.
Diyordu ki;

Ben ne garip insanım,
Şu tabla dar geliyor.
Tasarladığım eserleri veremiyorum.
Keşke imkanım olsa,
Dağları koysam tepsiye,
Yeniden şekil versem.
Ama böyle tezgah,
Henüz icat edilmedi.
Şu oyuncaklarla oyalanıyorum.

Yunus hemen konuyu açtı.
Ben köyüme gideceğim.
Hükümdarla konuştum.
Sen yerime, sarayda usta başı ol!
Söylediğin işleri orada yaparsın,
Biraz direndi amma, sonunda ikna oldu.

Yunus aleyhisselam,
Ninova’da uğradığı iftiranın,
Henüz şokunu atamadan,
Yola koyuldu amma,
İçi hiç rahat değildi…

Yönünü kâbeye döndü,
Yıldızlara baka baka,
Rabbine düa etti,
Geç saatlere kadar yalvardı Rabbine.
O zaman biraz rahatladı.

Uyumak istiyordu uyuyamıyordu,
Göz kapakları kavuşmuyordu birbirine.
Sanki kanatlanmışlardı.
Birden doğruldu oturdu.
Bahar çiçeklerinin kokusu sardı.

Aniden bir ses duydu!
Sonra birisini gördü!

Ben Cebrail’im,
Allah’ın emrini getirdim dedi.

Emir üç kere tekrar edilmiş,
Her seferinde anladın mı?
Ey Yunus denmişti.
Yunus da evet anladım,
Diye cevaplamıştı.
Neydi verilen emir:
Ninova şehri ve çevresinde,
Peygamberlik yapacaktı.
CEBRAİL A.S. Kaybolup gitmişti.

Kur’anda Yüce ALLAH:
Buyurur ki;
Nuh’a,
Ondan sonraki peygamberlere,
Vahy ettiğimiz,

……İbrahim’e,
……….İsmail’e,
…………İshak’a,
……………Yakub’a ve evlatlarına,
………………İsa’ya,
………….Eyyub’a,
……..Yunus’a,
……Harun’a ve Süleyman’a,
….Vahy eylediğimiz,
…Davud’a Zebur verdiğimiz gibi,
(Habibim) sana da vahy ettik biz.
(Nisa 163)

Yunus da hiç şüphesiz,
Gönderilen peygamberlerdendi.
(Saffat 139)

Yunus A.S.
Emri alınca vazifesini yapmak üzere,
Tekrar geriye,
Ninova’ya döndü…..
Kendini çok güçlü görüyordu.

Çünkü emirleri doğrudan,
Allah’tan alacaktı.
Ninova halkına ne gibi emirler gelecekti,
Yoksa Tevrata göre mi hükmedecekti!
Dönüş yolculuğu böyle sorularla geçti.

Ertesi gün, Cebrail A.S.
Tevrat ve Zebur’a göre,
Hareket edeceğini bildirdi.

Merhaba ey ihtişam erbabının kıblesi,
Saygı duyanlar şahı, ey ayağı uğurlu.
Ben ki gönderilmişim, sesimdir Hakkın sesi,
Gelmeden bana emir, tutmadım ben o yolu!
Temiz zatın beklendi, gerek yok gizlemeye,
Nübüvvet göstermekte, taktir eder o ulu.

Yunus eski evine döndü,
Yıkandı arındı.

İşe kimden nereden başlayacaktı.
Koşu çömlekçi sevindi döndüğüne,
Amma haberi alınca Yunustan!
İrkildi ürperdi.

Sen aklını yitirmişsin!
Seni kahinlere,
Tabiplere götürelim,
Tedavi etsiler dedi.

Yusuf aleyhisselam;
Bu görevi,
Yerlerin göklerin sahibi,
Yücelerden yüce olan,
En büyük hükümdardan aldığını,
Tekrarladı.

Ertesi gün, Hükümdar Yereboam’ı,
İrşad ile işe başlamayı düşündü.
Saraya doğru yola düşünce,
Aldı Yunusu aldı düşünce,
Yolda onu bir subay gördü,
Götürdü düa tepesine.

Hükümdar’ı görünce saygısını gösterdi,
Hükümdar dur, bekle dedi.
Bir kenarda başladı beklemeye!

Baş yaver çıktı söz taşına,
Şöyle bir konuşma yaptı:

-Buraya yer yüzünün,
En büyük hükümdarı olan,
Hükümdarımız efendimiz Yereboam’ın,
Emri ile toplandık.

Huzurunda bulunmaktan,
Şeref duyduk, şan duyduk.

Hükümdarımız bu gece,
Çözemediği bir rüya görmüş.
Dağlar yüksekliğinde,
Ateşler peydahlanmış.

Büyük bir halka olmuşlar,
Ninovaya doğru gelerek,
Surlardan geçip,
Ninova’yı yakıp kül etmişler.

Sustu, oradakileri süzdü ve sordu:
--Anladınız mı?
---Evet dediler. Anladık.

O zaman, grup grup dağılın,
Kimlerle konuşacaksanız konuşun,
Nelere bakacaksanız bakın,
Ne yapacaksanız yapın,
Bu rüyayı çözün dedi.

……Kahinler,
……….. Sihirbazlar,
…………..Yıldızcılar,
…………….. Büyücüler,
…………………..Falcılar.
……………………Üfürükçüler,
Grup grup ayrıldılar.
Aralarında şiddetli tartışmalar başladı! ...
Kimi gökleri araştırıyor,
Kimi yere şekiller çiziyor,

Kimi beline sardığı ipi,
Çıkarıp okuyordu.
Hepsi ayrı bir telaş içindeydiler.

Yunus aleyhisselam,
Nihayet hükümdar,
Yereboam tarafından çağrıldı.

Yüzü boyalı olduğu halde,
Rüyanın şiddetinden,
Buruşmuş sanki çökmüştü.
Gözleri bir garip korku içindeydi.
Gururundan eser yoktu!

Gayet yumuşak sesle,
Hoş geldin ey Yunus,
Geldiğine sevindim, dedi.
Seni şunu için çağırdım.

Gördüğüm rüyanın,
Çözülme şekline göre,
En büyük put hanemize,
Bir İlah yapacaksınız! ...

Sana Mednan da yardım eder,
Çabuk bitirirsiniz dedi.

Yunus aleyhisselamın,
Ne diyeceğini beklemeden,
Tahtı yanındaki adamlarından şarap istedi.

Hemen onu içti,
Şarkıcılardan da şarkı,
Söylemeleri için işaret etti.

Şarkıcılar kurnaz insanlardı,
Nabza göre şerbet vermesini,
Biliyorlardı.

Şu şarkıyı söylemeye başladılar:

Ey ufuklar ötesindekiler,
Size sesleniyoruz,

Ördek dili gibi, ateşten silahınızla,
Kime karşı hazırlık yapıyorsunuz! ..
Sizi aldatan nedir?

Karıncayı fil yapan,
Dev aynalar önünden,
Çekilin gidin artık.

Ya da gücünüzün,
Hiçliğine bakıp,
Birleşin gidin artık! ...
Sizi aldatan nedir?

Eğer gecikirseniz,
Ninovanın bulutları kadar iri,
Ateşten daha sıcak,
Kanatlı orduları,
Silip süpürmeden gidin!

Birleşip gidin artık!
Sizi aldatan nedir? ..

Hükümdar söylenen şarkıdan memnun,
Tekrar tekrar söyletti…

Durmadan şarap içti.
Kafası iyiydi artık,
Morali yerinde! ...
Gerindi, uzattı ayaklarını,
Sesi çıktığı kadar,
Başladı bağırmaya! ..

“Hala basit bir rüyayı çözemediniz mi? ”

Kahinler erken davranmıştı,
Baş kahin çıktı söz taşına;

--Ey Hükümdarım!
Doğudan batıya,
Güneyden kuzeye hükmettiğiniz,
Yer yüzünün en büyük ülkesinde,

Yine gizli gizli fitne fesatlar var.
Gök tanrıları rüyanızla buna,
Haber verdiler! ...

Kükredi hükümdar,
Ne yapmalıyım? ...

Bana ele başıları gerekli, onları bulun.
Bilmeliyim onları.
Kimlerdir.

Buna gerek yok hünkarım!
İnsanlar nasılsa ölecekler!
Kurbanlar sunalım onlardan!
Suçlu suçsuz ayırmaya gerek yok!

-Anladım dedi kral:
Diğerleri de bu fikri desteklediler.
Kurban olacaklar toplanırken,
Asıl suçluları söyleteceklerini,
Vaat ediyorlardı! ...

Hz. Yunus dayanamadı,
Bu düzenbazların tutumuna!
Koştu söz taşına çıktı!
-Benim de söyleyeceklerim var,
Ey Yereboam diye haykırdı.

Ne ile ilgili ey Yunus?
Biraz önceki konuyla mı ilgili?

--Hayır dedi Yunus,
Rüya ile ilgili.
Şaşırdı Hükümdar,
Demek ki senin,
Başka hünerin de varmış?

Şimdiye kadar yoktu,
Amma şimdi var.
Yeni bir görev aldım,
Böylelikle pek şereflendiğim,
Bir işim oldu benim.

--Nedir o?
-Ninovayı uyuduğu,
Ölüm uykusundan uyandırmak! ..
--Anlamadım dedi kral!

Artık sapkınlığınız yeter!
Ey Yereboam.

Sen çevreni saran,
Şu yalancıların,
Düzenbazların,
Menfaat düşkünlerinin,
Yalanlarından kurtul!

Hele biraz önce,
Üç kere söylettiğin şarkıdan,
İlham alıp, bana yaptırmak istediğin,
İlahı yapmak başım üstünedir.

Lakin,
Öyle bir İlah zaten var.
Var olmaya devam edecek!
Biz gidiciyiz, O ise kalıcı.

Onu görmüyorsunuz!
Göğüslerinizi açacağım,
Hem rahatlayacaksınız,
Hem de bana verdiğiniz emir,
Yerine getirilmiş olacak. Dedi.

Hazreti Yunus bir an sustu.

Onu fırsat bilenler,
Homurdanmaya başladılar.
Yereboam, çok soğukkanlı idi.
Susmalarını söyledi.

Nerede ise Yunus’a inanacaktı.

Hazreti Yunus devam etti.
Ey Yereboam,
Gördüğün rüya çok açık!
Hazret-i ALLAH,
Beni Ninova’ya peygamber yaptı.

Elbette ilk imana sokmaya,
Çalışacağım kişi sen olacaksın!
Çünkü balık baştan kokar.

Bunun için sabahleyin,
Sarayına gelecektim.
Şimdi rüyan bizi bir araya getirdi.

Bu da Cenab-ı Allah’ın bir lütfu.
Gördüğün rüya ile,
İlk ihtarın yapılıyor.

Peygamberinin tebliğ edeceklerine,
Uymadığın taktirde,
Bir ateş çemberi içine düşeceğini,
Yanıp kül olacağın gösterilmiş sana.

Zamanını henüz bilmiyorum!
Şu insanların sözüne kanıp,
Masum insanların canına kıyma!

Her canlıya ancak,
Allah can verir,
Zamanı gelince yine o alır.

Bu sözler karşısında,
Etraftakiler yine homurdandı,
Fırsat verilse,
Yunus’u oracıkta parçalayacaklardı.

Kral dokunmayın dedi.
O serbest,
Dilediğince hareket etsin,
Aldığı vazifeyi yerine getirmek için,
Çalışsın gayret etsin.

Tam otuz üçyıl,
Yunus peygamber,
Görevini yapmaya çalıştı.
Gece gündüz dolaştı.

Rabbinin emirlerini tebliğ etti.
Ama kendisine iki kişiden başka,
İnanan çıkmadı.

Cana tak etti kurtulmadı, derdinden belasından,
Yola çıktı Rabbinin, mihnetli odasından,
Gönül nasıl el çeksin, cihanın şu cefasından,
Nasıl avare kılsın beni, dönüp duran şu zaman.

Ey Rabbim;
Beni kitabını inkar,
Peygamberini yalanlayan,
Bir kavme ne diye gönderdin dedi! ..

Yüce Allah;
--Ey Yunus,
Sen benim, tövbe edeceklerin,
Tövbesini kabul edeceğimi,
Kıskanır gibisin! ...

-Yoksa sen benim kalpleri,
Doğrultup!
Tövbeleri kabul edeceğimi,
Kalpleri saptırıp, mühürleyeceğimi,
Bilmiyor musun? Diye buyurdu.

Yunus aleyhisselam,
Halkın, kafirce tutum ve davranışlarına,
Daha fazla dayanamayarak,
Dağa çıkar gider,
Orada kendisini ibadete verirdi….

Kavminin imana gelmesinden,
Ümidini kesince,
Kavmi aleyhine düa etti.

Kendisine;
Kavmin aleyhine düa etmekte acele etme,
Onların yanına dön,
Kırk gün, kırk gece imana davet et!
Eğer davetini kabul ederlerse,
Ne ala! ...
Etmezlerse!
Üzerlerine azap göndereceğim.
Buyurdu…

Bunun üzerine Hazreti Yunus geri döndü.
Gece gündüz onları uyardı!
Eğer iman etmezseniz!
Üzerinize mutlaka azap gelecek,
Yapmayın!
Tek Allah’a inanın diye yalvardı.

Ne çare ki, hiçbir kul,
İmana gelmediği gibi,
Tehditten de geri durmadılar.
Otuz yedinci güne ulaşılmıştı! ...
-Eğer dedi,
Kalan üç gün içinde iman etmezseniz,
Renkleriniz değişecek.
Diye son uyarılarını yapmıştı.

Sabaha çıktıklarında,
Yüzlerinin rengi değişmişti,
Birbirlerine,
Yunus’un haber verdiği şey,
Gelip çattı dediler.

Zaten onun hiç yalanını görmedik.
Bakın eğer o gece,
Yunus aranızda olursa,
Azaptan emniyettesiniz demektir.
Şayet aranızda olmazsa,
Biliniz ki azap sizi,
Erkenden yakalayacaktır.

Kırkıncı gün gelipte,
Benizlerin rengi değişince!
Yunus alehisselam,
Azabın gelip çattığına kanaat getirip,
Aralarından çıktı gitti.

Ninova halkı,
Sabaha çıktıkları zaman,
Başlarının üzerinde simsiyah
Dumanların dolaştığını,
Azap bulutlarının bürüdüğünü,
Bütün şehri kaplayarak,
Evlerini kararttığını gördüler! ...

Helak ve azapla karşı karşıya,
Olduklarını anladılar.
Peygamberleri Yunus aleyhisselamı,
Aradılar amma bulamadılar!

Yüce Allah, onların kalplerinde,
Tövbe etme ve Allah’a yönelme,
Arzusu uyandırdı.

Cebrail Yunus aleyhisselam’a,
Ninova halkına git. Dedi.
O dur hele,
Bir at bulayım giderim dedi.
Cebrail;
Gitme işin daha aceledir, git dedi.
Bari ayağıma bir ayakkabı bulayım,
Giderim dedi.
Cebrail A.S.;
Senin gitme işin,
Ayakkabı bulmandan önemlidir dedi.

Yunus aleyhisselam kızdı!
Başka bir yöne çekip gitti.
Ninova halkı;
Sağ kalan ilim adamlarından birini buldular.
Bak şu gördüğün azaba,
Uğramış bulunuyoruz.
Kurtulmak için ne yapalım? Ddiler.

O zat;
Günahlarınıza tövbe,
Allah’a iman edin.
Deyin ki;
Ey daima diri olan!
Ey kendi zatı ile kaim olan!
Ey bütün varlıkları ayakta tutan!
Ey hiçbir canlı yok iken var olan!
Ey ölüleri dirilten diri!
Ey senden başka İlah bulunmayan diri!

Diye niyaz edin dedi.

Bunun üzerine yaşlı genç,
Kız kızan,
Her kez,
Kaba elbiseler giydiler,
Hayvanları ile birlikte,
Yüksek bir yere çıktılar,
Başlarına toz toprak saçtılar,
Niyetlerini halis kıldılar,
İmanlarını açıkladılar.
Seslerini yükselterek,
Allah’a yalvarmaya başladılar.
Sesleri bir birine karıştı.
Tam kırk gün yalvardılar.
Aralarındaki her türlü haksızlığa,
Son verdiler.

Hatta o hale geldiler ki,
Başkasına ait bir taşı,
Binasına koyan varsa,
O taşı söküp sahibine iade etti.

Nihayet Yüce Allah,
Azabı üzerlerinden kaldırdı.
Yunus aleyhisselam;
Kavminin akibetini merak ediyordu!

Karşılaştığı birine sordu:
--Ninovalılar ne yapıyor?

Adam cevap verdi.

Peygamberleri aralarından,
Çıkıp gittikten sonra,
Yüksek bir yere çıkıp,
Yalvarıp yakardılar,
Tövbe ettiler.
Allah’a imanlarını itiraf ve,
Tasdik ettiler,
Allah da onları affetti.

O zaman Yunus aleyhisselam,
Vallahi ben onların yanına,
Yalancı durumuna düşmüş olarak,
Dönemem dedi.
Çünkü yalancı olanı öldürüyorlardı.

Kıdı kendi kendine,
Yüzünün doğrusuna çekip gitti.
Bir gemiye bindi.
Kendisinden ücret almadılar.

Amma Yunus aleyhisselam gemiye binince,
Gemi yalpalamaya başladı.
Bir türlü yürümüyordu.
Fırtına çıkmış gibi,
Sağa sola yalpalıyordu.

Gemi halkı;
İçimizde bulunanlardan birinin,
Günahı yüzündendir.
Her halde gemide,
Efendisinden kaçmış bir köle var.

Gemide kaçak köle olunca,
Gemi yürümez dediler.

Yunus aleyhisselam anlamıştı ki,
Günah işleyen kendisiydi.

Dedi ki onlara;
O benim.
Beni denize atmadıkça,
Bu gemi yürümeyecek!

Siz beni denize atın dedi.
Gemidekiler çekindiler.
Ey Allah’ın peygamberi,
Biz seni denize atmayız dediler.

-öyleyse kur’a çekin,
Kime çıkarsa onu atın dedi.
Bunun üzerine kur’a çektiler.
Kur’a Yunus aleyhisselam’a çıktı.

Yine atmaktan çekindiler.
Kur’a üç kere tekrar edildi,
Üçü de Yunus aleyhisselama çıktı.

Bunu gören Yunus,
Geceleyin kendisini,
Denize attı.

Yüce ALLAH,
Balığa onu yutmasını,
Amma etine kemiğine zarar.
Vermemesini ilham etmişti.
Balık geminin yanına gelip,
Kuyruğunu sallamaya başladı.

Ona;
Ey balık! Biz sana,
Yunus’u bir rızık yapmadık,
Senin karnını ancak,
Onu bir koruma ve bir,
Secde yeri kıldık, diye seslenildi.

Balık Yunusu yutup,
Denizin dibindeki,
Meskenine kadar indirdi.
Yunus aleyhisselam orada bir ses duydu.

Nedir bu ses dedi?
Yüce Allah ona,
Bu ses, denizdeki hayvanlarının,
Tesbihlerinin sesidir. Diye vahy etti.
Bunun üzerine Yunus;
-Senden başka İlah yoktur!

Seni tenzih ederim.
Gerçekten ben, haksızlık edenlerden oldum!
Diyerek tesbih ve niyaza koyuldu. (Enbiya 87)

Melekler zayıf bir ses duydular.
Ya Rabbi bu ses seni tesbih ediyor,
Nedir,
Bu ses çok derinden geliyor. Dediler.

Siz bu sesin sahibini tanımadınız mı?
Bu ses öyle birinin sesi ki,
O düaları kabul, kendi makbul bir kuldu!

Bana asi oldu!
Kendini balığın karnında buldu.

Ala balık atıp durur,
Ak gerdanı tutup durur,
Bey oğlu bey Muhammed,
Kucağında yatıp durur.

Bunun üzerine Melekler şefaatte bulundular.
Rabbi Tealadan affını dilediler.

Yunus balığın karnında,
Ölü sandı kendini!
Baktı ki ölü değil,
Secde etti ima ile.

Ya Rabbi!
Hiç kimsenin secde etmediği yeri,
Mescid edindim,
Affet beni dedi…

Rivayet odur ki;
Balığın karnında,
Üç gün mü desem, yedi gün mü!
Yahut ta kırk gün mü? ......

Allah’ın izni ile gamdan kurtarıldı.
Erdirildi selamete,
İman ettiği için, tövbe ettiği için.

İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız,
Diyor yüce Allah.(Enbiya 87-88)

Balık Yunus’u;
Übülle’ye,
Sonra Dicleye,
Sonra da Ninova’ya,
Geri götürerekti.

Bir kıyıya yanaştı,
Hasta bir halde olan Yunusu,
Kumlara bıraktı! ...

Vücut uzuvları sağlamdı amma,
Çok hastaydı, halsizdi,
Sanki pelte gibiydi.

Etleri ve kemikleri gevşemiş,
Hareket edecek güçte değildi.

Nail oldu bir anda,
Yüce Rab keremine!
Baş ucunda bir kabak,
Belirdi birden bire!

Yaprakları gölgelik,
Dalından süt damladı,
Kızgın kumlar soğudu,
Güneş tesirsiz kaldı.

Bir dağ keçisi geldi,
Onun yanına,
Açtı bacaklarını, yanaştırdı ağzına,
Süt verdi kana kana.

Aynı gün dört kere gelip,
Emzirdi Yunus kulu.
Yavaş yavaş kendinde,
Güç buldu kuvvet buldu.

Akşama doğru bir çoban,
Dicle kenarına sürüsünü getirdi.
Sularken,
Hem çaldı kavalını,
Hem ilham aldı ondan.

Gün ışırken alıyorum,
Sürüleri ağıldan,
Kırların yolunu tutuyorum,
Akşam olunca her gün,
Ağıla dönüyorum.
Her gün aynı iş,
İşte ben bundan,
Bıkıyorum,
Bıkıyorum.

Değişiklik istiyorum,
Şehir yüzü görmedim!
Gidenlere imreniyorum.
Söyleneni dinliyorum.
İşte ben bundan,
Bıkıyorum,
Bıkıyorum.

Bir yolunu bulsam da,
Ben de gitsem şehir’e,
Görsem oralar nasıl!
Ama bende o talih nerde!
İşte ben bundan,
Bıkıyorum,
Bıkıyorum.
Ben bıktım diyorum! ...

Çoban başını kaldırınca,
Şaşırdı birdenbire,
O da ne!
Daha sabah bir şey yoktu,
Burada!
Şimdi bir asma kabağı,
Nereden geldi buraya! ...
Nice sonra fark etti Yunus’u da.
Ben hayal görüyorum!

“Üzerine gölge yapması için,
Asma kabak cinsinden,
Bir ağaç bitirdik. (Saffat 146)

Çömeldi baş ucuna,
Sordu ümitsizce,
Konuşacak halde değildi çünkü!
-Kimsin sen?
Bu hale nasıl düştün?

Yunus;
Zorlukla, ben peygamber’im dedi.

Çoban;
-Ne demek peygamber!
Ben bir şey anlamadım.

Anlattı ona Yunus;
-Beni Allah, Ninovada yaşayanları,
Aydınlatmam, onları imana çağırmam,
İçin görevlendirdi.
Çoban;
Umursamadı bile,
Ne karışıyorsun sen böyle işlere!
Bak ne hale sokmuşlar dedi.

Yunus;
Beni bu hale sokanlar insanlar değil!
Görev yerimi vakitsiz bıraktığım için,
Yüce Allah ders verdi bana.
Bir balığa yutturdu.
Niyazım üzerine yine o kurtardı beni! ...

Çoban çok saftı,
Dünyadan habersiz.
İyi ki aklın başına çabuk gelmiş,
Balığın karnında,
Biraz daha kalsaydın,
Bedenin dağılacakmış.
Doğrudur dedi YUNUS!

Çoban, Yunus iyileşinceye kadar,
Onu bırakmadı.
Nerede olduğunu,
Merak ediyordu YUNUS!
Sordu çobandan,
-Ninova diye bir yer duydun mu?
Çoban,
--Duydum.
Ayak çabuk tutulursa,
Yarım günlük yol imiş.
Tepelerden görülmez mi?
Hayır dağ keser.

Çoban bundan sonra kalktı,
Sürüsünü alıp gitti.
Ertesi gün dönünce,
Yunus’a yeni haberler getirdi.
Dedi ki Yunus’a,
Sen bana Ninova’yı sormuştun.
Oradan iki kişi geçiyordu,
Sordum onlardan,
Epeyce bilgi verdiler,
O şehir hakkında!
Yunus şaşırdı,
Nasıl olur?
Yüce Rabbim gazabını,
O şehre emretmişti.

Evet öyle imiş.
Kapkara azap bulutları sarınca,
Düa tepesine çıkmışlar,
Putlardan kopup,
Senin dediğin Allah’a iman etmişler.
Allah da onları affetmiş,
Bir böcek bile ölmemiş.
HZ.Yunus şaşırdı.
Çoban’a dedi ki;

Onların yanına döndüğün zaman,
………………….Benden haber götür onlara,
Ben Yunusla buluştum, onunla konuştum de,
…………………………..Selam götür onlara,
Eğer sen Yunus isen, bilmen lazım ki senin,
Delilim olmaz ise,
…………………………..Ben orda öldürülürüm.

Yunus korkma dedi.
Davarları içinden, seçti dişi keçiyi,
İşte senin şahidin,
Delil olur bu sana.
Şu bulunduğun yer, şu ağaç,
Şu taş şu toprak,
Şahitlik eder sana.

Öyleyse sen emir ver,
Tamam dedi Yunus aleyhisselam.
Şu delikanlı size geldiği zaman,
Ona şahitlik edin! ...
Hep bir ağızdan,
Olur dediler….

Çoban Krala koştu,
Ben Yunusla konuştum,
Ben Yunusla buluştum.
Selam söylüyor size dedi.
Sen yalan söylüyorsun,
Dedi çoban’a öldürülmesini emretti.
Çoban,
Durun benim şahidim var.
Benimle gelin dedi.

Ertesi gün gittiler birlikte,
Yunusla buluştukları yeri,
Gösterdi onlara, işte burası dedi.
Bütün şahitler, yer dağ taş evet dediler.

Bunun üzerine kral,
Sen bu makama benden önce layıksın,
Bundan sonra kral sensin,
Gel otur dedi.
Bütün kavim aradılar Yunus’u,
Buluşma yerinde buldular.
Sevindiler, öptüler,
Peygamberliğini tasdik ettiler.
Ona iman ettiler.
Yunus peygamber şöyle söylüyordu:

Ey allah’ım!
Ölüler diyarının bağrından,
Seni çağırdım seni.
Duydun benim sesimi,
Suçuma yüz çevirmedin.

Attın beni enginlere,
Denizlerin yüreğine,
Sesler sardı çevremi,
İndirdi balık beni,
İndindi derinlere!

Pek gamlıydım,
Şefkatinden sevginden,
Mahrum edildim diye,
Varlığına sığındım,
Yine affedersin diye.

Göğsüme bazen,
Doluyordu sular,
Başıma dolanıyor,
Dar mekanda yosunlar.
Dalga dalga perdeler,
Deniz dibine indi,
Sanki orda üstüme,
Karalar sürgülendi.

Beni ordan yine sen,
Sen çıkardın Allah’ım!
Beni sen bağışladın!
Kendimden geçtiğim anda,
Dudaklarımda yalnız,
Yine yalnız sen vardın.
Şükranım sonsuz sana.

Yunus aleyhisselam,
Çocuklarının yanında,
Kırk gece kaldı.
Kralla birlikte seyahate çıktı.
Ninova çevresini imana davet ediyordu.
Güneye inip hacc ibadetini de yaptı.

Yaşı hayli ilerlemişti,
Bir gün aniden hastalandı.
Ben artık sabaha yok’um diyordu.
Çok geçmeden vefat etti.
Bir ağacın altına defnedildi.
Rabbim şefaatine nail etsin.

Ona ve tüm peygamberlere selam olsun.

YA RAB!

Bedenimi aşkla dokudun,
Damarlarımda hayat oldun.
Bakışımdan taştın fışkırdın,
Sevdim, sevdim.

Tohumun filizinde,
Torağın tozunda,
Gülüşte hıçkırışta,
Serpildin döküldün,
Sevdim, sevdim.

Tayfunlarda coşkundun,
Putlarda suskun,
Sabah sevabım,
Gece günahım oldun,
Sevdim, sevdim.

Aydınlığında yıkandım,
Karanlığında kirlendim.
Muradıma yağan kar,
Hırçınlığımda kor oldun.
Sevdim, sevdim.

*
SONUÇ:

Kimi bilgiye eğilir, sarar sabahı,
Kimi ondan yüz çevirir giyer siyahı.

Kimi korur arını, nurla donanır,
Kimi balçığa sokulur orda onanır.

Kimi terini akıtır, alır varlığı,
Kimi yayılır gölgeye, bulur darlığı.

Kimi uzanır dertliye, eli öpülür,
Kimi yoksula hor bakar, beli bükülür.

Kimi şükreder, bahtı şahlanır,
Kimi hırstan kanat takar, her an ah’lanır.

Kimi öğrenir öğretir, erer rahmete,
Kimi kıskanır ilmini, girer zahmete.

Kimi sırtından vurulur, kalır toprakta,
Kimi şehit olur, yaşar bayrakta.

Kimi Tanrıya inanır, çıkar yüceye,
Kimi puta kul olur düşer geceye.

Şu aşk’ın kıskacında, zamanın belasından,
Yola çıktım dünyanın, mihnetli odasından,
Nasıl avare kılsın, beni şu dönen devran,
Gönlüm nasıl el çeksin, cihanın cefasından.

İşte şimdi geldi, selam sabah sırası,
Çok açıldı gitti, başlangıçla arası.
Söylenecek son söz, artık burası,
Dinleyin dostlarım, beni dinleyin.

Ey saba yeli,
Başın alıp nereye,
Gidersin böyle,
Eğer yolun düşerse,
Kutsal toprağa,
Ademden son resule,
Selamım söyle! ...

Ali Gözütok
Kayıt Tarihi : 15.7.2010 17:43:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


GÜLCE EDEBİYAT AKIMI-2010 Projelerinden

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Mustafa Duyar
    Mustafa Duyar

    Tebrik ederim

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Ali Gözütok