Bir çiçek gördüm ki, boynunu bükmüş
Ne çileler çekmiş, bahtına küsmüş
Eğildim kokladım, gözyaşı döktüm
Döktüğüm gözyaşım, can suyun olsun
Çiçekler dalında, güzel mi güzel
Kıyılmaz bakmaya, özel mi özel
..
beden
sessiz çığlığın peşinde
derin duygular ömür
tükenmeden yaşanır.
gözyaşı ile yoğrulan dua
sevgi ile büyür.
acı ve çile çeken gönül
..
gözyaşı
bir kadından
dökülürse
bir başka güzel
ve bereketli
kadının merhameti
aşkına dökülen
..
Hangi duyguların coğrafyası farklıdır? Mesela sevgi, Avrupada farklı Amerika’da Afrıka’da, Asya’da farklı mıdır? Ya da başka bir dili mi vardır sevginin. Beden dilinde dahi aynı anlamı taşımıyor mı yapılan figürler. Yoksa bizler mi zenginleştikçe sevgi fakiri olduk. Bu yüzden midir devamlı olarak sevgi üzerine şiirler yazıp güzel yazıları sosyal paylaşım sitelerinde paylaşıyoruz.
Yoksa paraya göre mi sevgiler. Zenginin sevgisiyle fakirin sevgisi arasında fark mı var? Bir gül ile bir kır çiçeğininin arasındaki fark kaç para? Sonuçta ikisi de sevgimizi ifade etmiyor mu? Zengin para verip satın alırken orkidesini fakir kırlarda topladığı gelincik ve papatyayla ifade ediyorsa sevgisini hangisi değerlidir sizce.
Duygusallık yapıp kırçiçekleri demeyelim hemen. Sonuçta zengininki de sevgi değil mi? Sevginin rengi, dini, dili var mıdır?
Aslında toplum olarak kendimizi yalnızlığa mahkum etmişiz. Birbirimizi anlamak yerine sanal dostluklarda yalnızlığımızı giderme gayretindeyiz.
..
Geldiğinde mevsim bahardı
Gönlümde açıyordu nergizler…
Gittiğinde yaşadım sonbaharı
Yanaklarımda bir avuç gözyaşı…
Kalbimde kopan fırtınalar
Boğazımda düğümleniyor.
Nefes aldırmıyor senden kalan her bir an,
..
Gözyaşı, yüreğin sımsıcak sızıntısı
güneşte kalmış yosun ıslaklığında
Gönüllerden gözlere boncuksu;
ağırlığını en çok toprak hisseder
utancını yanak
bir anne gözünden düşmüşse eğer
..
Mektup yaz bana Sevgilim diye başlayan.
Her satırında ayrılık gözyaşı olan.
Okudukça insanın kalbine dolan,
Sonsuz sevginle gülerek yaz.
..
Bir cuma akşamı dönüyordum eve; bilemezdim bunun cuma akşamıyla son buluşmam olduğunu.Işıklar kapanmış ve sessizdi sokağın evleri...Kapıyı açmamla tanışmıştım karşımda bekleyen üç silahın merhabasıyla,teslim ol diye sesleniyordu bir ses düşüncelerime ve tek bir kurşun değdi sol ciğerimin üstüne.Kan oldu düşüncelerimin gözyaşı akmaya başladı ahşap zemine.Ağlayan Meryem'im daha fazla dayanamadı ve kapaklandı üzerime ve peşine bir kurşun daha...Belki bana değmemişti ama saplanmıştı yüreğime.Gözbebekleri kocaman oldu Meryemim'in,dağıldı son heceler buluşamadan dilinde.İşte orada buluşmuştu aslında son nefeslerimiz.Bir polis arabasının bagajında taşıdılar bizi hastaneye,boştu yollar; meğer darbe olmuş düşünceye.Bir kitap vardı hem okuyup hem de hayata dair kısa kısa notlar aldığım,ölen yazarından çıkaramadıkları acılarını bizden çıkarmaya gelmişler,talan etmişler odaları ve birkaç kitap yüzünden karanlık hücrelere kilitlemişler.Peki ya nasıldı Meryem'im,neredeydi şimdi? Hastanede olduğunu söylemişlerdi; oysa Meryem'im son nefesini karnında taşıdığı diğer canla birlikte ahşap zeminde vermişti.Benimse kanıyordu yüreğim,düşüncelerimin rengi damlıyordu sol ciğerimden.Tek kişilik karanlık bir hücre; sırayla gelip gidenler,demir kapıda yankılanan tehditler,falakalar,devamında göğüs kafesimin üstünde kırılan ıslak sopalar ve ayrılıyordu et tırnaktan...Can gitmişti oysa iki can birden,sadece düşünce özgürlüğü yüzünden; çok muydu sanki et tırnağa veda etmiş,kan tabanlarıma siper çekmiş? Kim durdurabilirdi ki bu acıyla daha da büyüyen,filizlenip tomurcuk açan düşüncelerimi? Bir damla su dediğimde yüzüme tükürenler kendi kanlarında boğulurken girecek toprak bulamadılar memleketin koynunda ve ne mezarları oldu ne de ziyaretçileri.Tarihin karanlık yüzüydü işkencede can verenler,bense ufak bir ışık o bedenlere...
Son nefesimiz birleşiyordu düşüncelerimizde,son nefes kadar sıcak bir o kadar hazin kazınıyordu beyinlere.Ve sen yeni nesil; soluduğun havanın kıymetini bil,çünkü bizim son nefeslerimizi çekiyorsun ciğerlerine...
..
Serinlikler içerisinde artık özlem,
Mısralar kayboluyor, şiirlerde düşüncem.
Akıl alır gibi değil artık bu keder,
Değeri bir gözyaşı kadar acı yalnız kaldı resimler.
..
Gözlerinin denizinde yaşayan balık gibiyim.
Sakın ağlamasın gözlerin.
Dökeceğin her gözyaşı benim sonumdur...
..
Karanlığın ucunda kanayan bir aydınlık parçası vardı. Aynada kanayan yüzümün eksikliği, hapsolduğum o karanlık gecelerde aydınlanan gözler de değildi. Bir yalnızlığın çığlığına eşlik eden aşklar senfonisi var gecenin ucunda. Sevgi/li/den firar eden âşıkların hep bir ağızdan dillendirdikleri. Her nakaratında acılara nakaratlanan ve o maskeli balolar. Hani, hepimizin sahte gülümseyişlere büründüğü o balo salonlarında bir karambol kalabalığı yaşanır ve her adımda biraz daha eksildiğini hissedersin. Öfkelenen yüzüne yapışan küfürler, geçmişin acısını hissettiğin her an bir kamçı gibi vurur yüzüne. Çıplak bir bedene ağlamak hiç bu kadar yakışmamıştı; bir kaç damla gözyaşı ve ağlamanın ayıp olmadığını söylüyorlardı gece yarıları.
Demdir yüreğimde, tanıdık bir ses çınlamaya başlıyor kulağımda, ve tüm heybetiyle sol yanıma bir can düşüyor. Kesilen soluğumda hissettiğim her adım biraz daha geçmişe bağlıyordu. Evet, doğru; geleceğe, geçmişten gidiliyordu. Gelmişini, geçmişini birbirine karıştıran bir ağıdın başında akıyor musluk, tüm kirlerinden arınmak için biraz daha yaklaşıyorsun geçmişe ve öfkelenen bedenini küfürler bekliyor sabahın alaca karanlığında. Korkma! Sadece bu senaryonun bir figüranısın sen! Sessizliğe karışacak çığlığın ve tüm kelimeler ruhunu şaad edecek bu sahnede! Çığlığına ses getir, kaybolacaksın `karanlık senaryo`da! ...
..
Denizler mürekkep olsa yetmez şiirlere,
Yetmez dağarcığım bu muhabbeti ifadeye,
Ol aşk ki, doyumsuzdur muhabbeti sevdâmın,
Tek bir damla gözyaşı yeter, mefhum-u cefâmın...
..
Sel oldu dağların gözyaşı
Duman kapladı dağı taşı
Hasretlik oldu her işin başı
Garip sılaya dönünce
Düğünü bayramı olur o gece
..
Gözlerinin içinde okunan dindirilemez bir acılıktı adamın. Hani dokunsan ağlamak üzere gibisindendi. ve hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökmek geliyordu içinden.. ama gözpınarları kurumuşçasına inatlaşıyor ve bir damla bile olsun akıtmıyordu.. yüreğineydi akan yaşlar..acıları hisseden vücudundaki tüm hücreler ince bir sızıya sahiptiler şimdi. Göğsünde onulmaz bir baskı hissetti..kalbi duracak gibiydi sanki..acıyı taa derinden hissedendi yüreği adamın..
Sigarasını yaktığında farkında olmadan geçmişi anımsamaya başladı.. yaklaşık iki yıl öncesi, mart ayına gitmişti.. akşama doğruydu ve oğlu kucağında getirmişti O’nu.. balkondan biraz da sertçe bir sesle “götür onu, aldığın yere bırak” diye bağırmıştı ama sonra onunla göz göze geldiğinde yüreğinden bir şeylerin koptuğunu, ona doğru aktığını hissetti adam.. bekle biraz dedi, aşağıya indi aceleci hareketlerle.. yanına geldiğinde ise olan olmuş ve sanki içinden sökülüp giden parçalar onun yüreğine saplanmıştı.. “bağla şuraya bir yere” söylendi usuldan. Sonrası ise su gibisine akıp gidendi, seller gibisine çağlayandı… sonrası çok şey yaşanmıştı şu geçen iki yıl içerisinde.. dert ortağı olmuştu canına.. kimselere söyleyemediklerini ona söylemiş, acılarını, gözyaşlarını, yalnızlığını onunla paylaşmaya başlamıştı.. daha henüz altı aylık olduğunda canını kurtarmıştı iki acımasız kopuğun elinden.. can borcum var ona dillendi.. can borcu vardı ona.. daha da bir sevmişti onu o günden sonra.. artık yalnızlığının derin boşluğunu onunla dolduruyor, onunla gülüyor, birlikte geziyorlardı.. gecenin en koyu ıssızlıklarında birlikte bomboş sokakları dolaşıyorlardı.. kaç kez serserilerin yanlarına yaklaşmasını engellemiş ve kötülük yapmalarına izin vermemişti.
Ve bir gün.. yüreği bir cana sevdalanan oldu adamın.. öylesi derin hislerle bağlanmıştı güzelliğe. O güzelliğin her sırrını, hissettiklerini, gözyaşlarını tekrar onunla paylaştı.. ona söyledi sevdasıyla ilgili kimseye söylemediklerini. Öylesi bir dert ortağı olmuştu canına.. en sıkısından.. söylediklerini sanki anlıyormuş gibi dinliyor ve zeka fışkıran gözleriyle derin derin bakıyordu adamın gözlerinin içerisine. Daha da güzeli vardı.. duyduklarını kimselere söylemiyordu..başka kimselerin bilmesi olanaksızdı onunla paylaştıklarının..
Adam sevdasına kavuşmuştu.. bir can yoldaşı, yüreği güzel bir arkadaştı hayatını paylaştığı.. öyle de çok seviyordu ki. Sevdası da adamı seviyordu.. bir araya gelmeleri çok da zor olmamıştı.. henüz birbirlerini tanımadan evlenme kararı vermişler ve birkaç ay içerisinde de hayatlarını birleştirmişlerdi. Sorun yok muydu.. elbet vardı ve var olmaması kaçınılmazdı.. henüz yeni tanımaya başlamışlardı içlerini ama sevgilerinin büyüklüğü ile aşabileceklerine inanıyorlardı.. aşıyorlardı da..zor da olsa beraberlikleri sürüyordu.
Bir sorun vardı geride bıraktığı adamın.. büyük bir sorun.. geride bıraktığı çok sevdiğiydi.. onu düşünmekten kendini alamıyordu.. gerçi büyükleri bakıyordu ona ama onlar da yaşlı olduklarından yeterince ilgilenemiyorlardı.. sağlıklarından fedakarlık etmek zorundaydılar, ediyorlardı da..ama nereye kadardı.. beklenen gün gecikmemişti..gelen o gündü..acının en yoğunlaştığı, ayrılığın ateşten bir giysi gibi bedenleri sardığı o gündü gelen.. yeni yerine bıraktığında içi bir tuhaf oldu.. aracın arka camından dönüp baktı son bir kez.. ağlamak istedi…ağlayamadı.. sadece en acımasızından bir sızı hissetti yüreğinde.. bir an nefes almayı unuttuğunu hissetti.. gözleriyle seni seviyorum diye haykırdı ona..ve ağladı sessizce yüreğinin taa derinliklerine..damarlarında akan kandan dahi utanıyordu.. geriye dönüp tekrar bakmaya çalıştı..bakamadı..baksa sanki gidemeyecekmiş gibi hissetti..bakamadı..koşup boynuna sarılmak geliyordu affet beni diyerek.. bir sigara daha yaktı.. derin bir yudum aldı..iki damla gözyaşı yanaklarından süzülmeye başlamıştı…seni öyle çok seviyorum ki Duman diye söylendi.. duyması gerekiyordu içinden geçenleri, duyurmalıydı… gözyaşlarını sildi usuldan ve sigarasından derin bir nefes daha.. ağlıyordu yüreğince..sessizce ağlıyordu şimdi..
Önder ATMACA (ŞEYHAN)
..
Diskoda içilmiş iki biranın üstüne onun o küçük ama sevimli odasında ev yapımı tatlı şaraplarımızı yudumluyorduk... gürültünün ve alkolün etkisiyle zaten kendinden geçmiş ruhum, şarabın tadını ilk aldığı anda daha da kendini kaybetti. Öyle güzel, öyle tatlıydı ki... dudaklarım arasına aldığım her yudumda aslında tatmak istediğimin şarap olmadığını hissediyordum her bir hücremde. Birkaç gözyaşı döktüğümü hatırlıyorum dizlerinde, geçmişe ve beni üzenlere.. gereksizdi belki, belki hiç olmamalıydı... ama o gözyaşları ile silindi gitti geçmiş gözlerimden ve zihnimden... o gözyaşları.. ve sözleri cesaretlendirdi beni derinden. “SENİ SEVİYORUM”... dökülüverdi kelimeler dudaklarım arasından birden... önce bir şaşkınlık, sonrası sessizlik. Sonra.. sonra karşılık bulmuş duygular ve hasretten yanmış dudakların kavuşması.. karanlık geceyi bölen artık sadece tatlı gülüşler, yakıcı sevişler ve birbirine karışmış nefesler... hiç bitmesin dediğimiz.
Uzun bir gecenin ardından güneş daha yeni merhaba derken bize, onun sıcak öpücüğüyle uyandım.. gözlerimi açtığımda gördüm ki kendi evimdeyim.. gördüm ki ben sadece kendimleyim.. işte o an sonsuza kadar uyumak istedim...
..
Mazlumun gözyaşı düşerse yakar.
İnanmayan buna tarihe bakar.
Ne Firavun kaldı ne de Ebrehe,
Zulme razı gelenin vay haline!
..
Uzak diyarlarda olmak,
Kötülerin en kötüsü ise de,
Orada bir dostunu bulmak,
Sevinmek, hıçkırmak ağlamak.
İnsan sevincinden ağlar mı?
Ağlar ağlar
..
Şehit mezarında mor bir çiçek varmış,
Her sabah yeniden canlanıp açarmış,
Katledilirse bir çocuk, hemen o an,
Dibine kan rengi gözyaşı saçarmış...
(İstanbul:06.12.2004)
..



