yalnızlık elimden tutalıberi
küçük bir çocuğun gözyaşı gibiyim
bir damlada bitecek kadar seçkin
ömür boyu sürecek kadar seninim
..
VİRAN ŞEHİRDE
Güzeller güzelini, gördüm viran şehirde
Mabetimin önünde, gözyaşı döküyordu
Erken çökmüş yıkılmış, gülen yüzü kahirde
..
Güllerin dikeni
Gösterir ekeni
Gözyaşı dökeni
Dikenler Acıtmaz
Bülbüller giderler
Güllere Aşk derler
..
Sen beni sevseydin, böyle etmezdin,
Böyle, ters yüz edip, böyle gitmezdin,
Ellere inanmayıp bir gün olur gelirdin,
Sen beni sevseydin, böyle etmezdin.
Düşünüyorum gözlerin yalan mı diyor,
..
Ne ant içmiştim bu dünyaya gelince
Şehit MEHMET'im vücudunu görünce
İmralı imralı 'KÖPEĞİ' bir elime düşünce
O yağlı urganla asmaz mıyım beyler?
Şehidimin anası saçın başın yolarken
O minicik yavrusu naaşına bakarken
..
Kimsenin suçu yok.Bilirim tabancanın bile bir asaleti vardır.Kendimi vursam kurşun yüreğime saplansa, bütün silahlar benden iğrenir.Kendimi denizlere atsam, dalgalar bedenimi sahile vursa, martılar bile ağlamaz.Bilirim hayat boynumdaki kirdir.Yaşarken her gün gömlek değişsem de, ölümümden sonra kefenim üzerime kanımla yapışacak, o zaman kirimi kim çıkaracak? Boynuma ip geçirsem enseme yapışan bu kirden beni hangi intihar kurtaracak?
O kadar yalnızım ki ne eşim ne dostlarım ne de çocuklarım beni hiç anlayamayacak? Ah ölüm bile bana hiç yakışmayacak! İçimde yankılanan duygu çığlıklarımı kim susturacak? Bilirim yaşamak bir etikettir çok pahalıya mal olan.Ve hiç beceremedim yaşamayı, hep üzerimde ateşten elbiseler bırakmıştır.Bu yüzden bir yangının gözleriyle bakmak zorunluluğum yansır göz pınarlarıma.Artık gözyaşlarım bile benden utanır.
Bütün dualarımda ölüm istediği gökyüzünü deler.Kan yağmurları dökülür üzerime.Canımı acıtır tüm yağmurlar.Ne olur bağışlayın beni kuşlar.
Kimseden yana derdim yoktur.Sadece ben bir gözyaşı şişesiyim.Her saat her gün çile dolar bedenime.İçin için ağlarım da gözyaşı dökülmez gözlerimden. Dilediğince gülemeyen yüzüm, bir gözyaşının yanaklarımdan okşar gibi aktığını bile göremez.
Niçin beni kara geceler sever? Niçin gündüzler hep ışığımı yok eder? Üzerimde karanlığın beyaz kanatlı kuşları dolaşır.Beni uçurumlara uçurur bu ölüm kuşları. Ah yaşamak hep bana zehir olur.
Şu an sadece ölmeyi isterim.Çünkü kafeslerinden özgür bıraktığım tüm kuşların kanatları kırılır.Ve yeryüzünde sadece kediler dolaşır.Gözlerimdeki güvercin tedirginliğindeki kalbim çırpınır.Neden hep gözlerim ölümün gözleriyle buluşur.
Ben hiç hayata doyamadım.Bir dolu dolu nefes alamadım.Şu an sanki ben yeryüzünde yapayalnızım ve havada jiletler uçuşmaktadır.Ah canım yanmaktadır. Ben kimseyi sevmeyi bile beceremedim.
..
Vakitlerden bir hüzün,
Mevsimlerden, sonbahar
Ağaçlar ağlaşıyor, sessiz
Gözyaşı misali yapraklar...
..
Ağlamak, doyasıya ağlamak
Ağlayıp gözyaşı dökmek istiyorum
Ağlamak kötü şey diyorlar
Ben seviyorum..
..
Bir damla gözyaşın olmak isterdim aşkım
Kirpiklerinden düşen
Yanağında dolaşan
Dudağınla buluşan
Sıcacık sevgi dolu bir damla gözyaşı
Bir damla gözyaşın olmak isterdim aşkım
..
Çok bekledim seni asırlar oldu,
Anlatsam inanmaz, sussam bilmezsin.
Uzundu geceler gözyaşı dolu
Anlatsam inanmaz, sussam bilmezsin
Yazınca kalemim adın döküldü
..
Onursuz aşklarımı çıkartınca
şu halimden gözyaşı arttırıyorum.
hani nerde eksilenler diye sorunca
bıraktığım adamların gözlerinde buluyorum
..
Her gidenin ardından ağlamak benim yüreğimde sanata dönüştü.Gidenin ardında yas tutmak kendine her geçen gün bir yenisi eklemek den başka bir ağıt olamazdı biliyordum bunu; oysaki her yeni gün benim umut ışığım olması gerekirken bende değişen hiç birşey olmadı. Olanlarsa; gözyaşı kavonazlarımın sayısı arttı. Gönlüm derinliklerden geçerken hırpalanmakdan vazgeçmedi.Her hırpalanış,her darbe yüreğimdeki izleri biriktirdi,büyüttü,acıttı,sızlattı ama değiştiremedi gönlüme vuran her ışık süzmesinde aynılarını tekrar tekrar yaşatmasına rağmen yılmadı,usanmadı,sıkılmadı,bunalmadı yine acı çekmek mutlulukmuş gibi, kendine zoraki sevgi dayatmalarıyla hayatını zora sokmakdan geri almayı bilmedi.Bu mazoist yüreğin acı çekmek hoşuna gidiyor. Sürünmek ellerde, ellerin onu gözbebeğinde taşımaları gerekirken, o kendini ellerin ellerinde süründürmeyi gönül borcu bildi kendine adeta.
23.08.2005
..
Dört mevsim değilmiş hayat, beşinci boyuttayım
Kesildim kaynağımdan, şimdi yol ayrımındayım
Yürekte katmer acılar, ruhum bozgun yemiş sanki
Neye dokunsam hüzün, küçücük bir oyuktayım
Bütün aynalar kirlenmiş, analar ölüm doğuruyor
Acının limanlarında gözyaşı, çiçekler günsüz soluyor
..
Basit bir insanım, basit bir insanım.Tıpkı musluktan damlayan bir su kadar ucuz bir insanım. Ben ne bir kiri temizleyebilirim ne de coşkun sular gibi çağlayabilirim. Sadece küçük bir suyum. Dışarda bardaktan boşalırcasına yağmur yağsa da, ben kendi bozuk dünyamda su koyuveren bir damlayım. Ne bulutları bilirim, ne de yapraklarda çiyim. Basit ve bozuk bir dünyanın içinden sızan dolu dolu bir damlayım. Ne dudak tanırım ne de gözyaşı. Ben başlıbaşına bir problemim.
Denizler oynaşır kumsallarla, sular vurur damgasını kayalara. Her dalga köpürür denizin ihtiras rüzgarlarıyla. Oysa bana düşer bir bozuk musluk. Kimse tamir edemez yaralarımı.
Bütün gün güneş ışıkları yansır gölün üzerine. Ben beklerim bir musluğun ağzı dibinde. Bir tükürük gibi bir küfür gibi düşerim yeryüzüne. Herkesin bir alın yazısı vardır. Alın yazım yazılır su üzerine. Silik bir hayatı çekerim yorgan gibi üstüme.
Sular seller gibi çoğalmak yoktur benim lügatimde. Tekdüze, ürkek, bir su damlasıyım. Ne yağmurlar gibi parmaklarım vurur camlara, ne de kuğular oynaşır sularımda. Tek su damlasından yaratılmış biriyim. Bozuk bir musluğun oğluyum. Derler ki iyi ol iyi ol. Sabret ki dünyan büyüsün. Bir aptal gibi bir budala gibi sabret ki ödülün büyük olsun. Evet hayatım hep beklemekle geçti, söyleyin deniz nerede, söyleyin nehirler nerede? Hala basit bir su damlasıyım, için için ağlayan, içinde nisan yağmurlarını biriktiren küçük bir su parçasıyım. Hani okyanusum nerede, hani ödülüm nerede?
Basit bir insanım, hem de çok basit. Bozuk bir dünyadan sızan su birikintisiyim. Hiçbir sevgi tamir edemez yüreksizliğimi. Hiçbir el temizleyemez içimdeki kiri. Çünkü ben kendi içinde kirliyim. Çünkü ben ürkek, tekdüze,dert dolu bir su birikintisiyim. Kendi dünyamın su koyuveren bir ferdiyim.
Ne bir gül sevdim, ne de umutlar yeşerttim. Gücüm yetmez bir ormanı söndürmeye. Gücüm yetmez bir dudağa su serpmeye. Basit bir su damlasıyım. Bozuk bir musluktan yaratılmış değersiz bir katreyim. Anlamam yeryüzüne düşen yağmurlardan. Bir kiri temizleyemeyecek kadar, bir işe yaramayacak kadar problemliyim.
Süzüm süzüm süzülen acı ve ıstırap dolu biriyim. Kimse dokunmasın bana. Çünkü dünya düzelmedikçe düzelmez benim kaderim. Çünkü bozuk dünyayının bir ferdiyim. Çünkü ben bozuk musluktan damlayan bir katreyim.
..
Sisler arasından gelip geçiyor yorgun gölgem
Simli gözyaşlarımdan gün fısıltıları sızıyor
Kayalara vurup kırılıyor ceviz kabuğu yüreğim
Yolcusuz gemilerle ben fısıltı koylarına gidiyorum
Başımın üzerinde delirmiş bir vaha şimdi gökyüzü
Utançsız ve üryan bir başkaldırı mevsimi heybemde
..
Gece dingin,gece yorgun, gece acımasız, gece katran karası, gece lacivert, gece günahların kapanması, yüreğin hesaplaşması.gece kelimelerin sağanağında cümlelerin yok olması.sukutun boşluğu acımasızlığın yalnızlığı. Kangren yaranın kanamaya başlaması. Hercainin yaprağındaki gözyaşı, toprağındaki nem. Her dolunayın yeniden doğuşundaki seremoni. Kirpiklerin ucunda saklanan damlalar. Göz bebeklerinde büyüyen sevda.düşteki günah yaşanmamış gece…
Ruhumun labirentlerinde dolanıyorum, her dönemeç bir çıkmaza gebe. Ateş kadar kırmızı, alev kadar ısrarlı, kor kadar yakıcı. Kana kana içiyorum, ateşle ateşi söndürmeye çalışıyorum. Ne gazabı, ne sürgünü görüyor gözüm içsel yolculuğum batakhanelere düşmüş, ruhum yitirdiği zamanları arıyor. Mum alevi aydınlığında, yüreğimdeki prangaların çıkarttığı toz bulutları içinde buz dağına saplanıyorum. Gözlerimin üzerine son görüntünü yerleştiriyorum. İçimde esen ölümün soğuk rüzgârlarına beklemesini söylüyorum. Henüz menekşe yaprağındaki çiy tanesinin toprağa süzülüşündeki çıkardığı aşikâr cümleleri, yüreğimin söyleyemediği sırlarımı açıklamasını bekliyorum.
Yüreğimin kapılarını kapatmasına izin vermiyorum. Biliyorum ki o kapılar kapandığında zaman bitecek ve ben sonsuzluğa gideceğim. Saklı olan sözcükleri yerinden çıkarıp birer birer yüreğe koymak ve orada kızıl gonca gibi açmasını bekliyorum. Kelimelerle kalbimin arasının açılmasını hiç istemiyorum.
Yüreğimde ki sürgünlerden kurtulmak, geçmişte sakladığım sarıp sarmaladığım yürek sesimi haykırmaya başlasın istiyorum. Yalnızlığımda açıp okuduğum hasret kitabımın sayfalarında benliğimi arıyorum. Her sayfası gözyaşı, her bölüm hasret kokan. Sırsız aynalardaki görüntüme bakıp yüreğimi görmeliyim. O’nun isteklerine cevap vermeli, benleri çıkarıp biz olmayı öğrenmeliyim
..
Bunca acıdan sonra hayat gelir mi
bir gün huzurla uyanabilecek miyim
mahşer kendini bensiz avutabilir mi
bir nefes alabilecek miyim söyle
Hücreler artık yokluğa vurulmalı
erişmeliyim aşka ansızın
..
Boyun bükerler dağ rüzgarlarında çimenler
Ağlarlar bir su dökülmez yanık yüreklerine
Bahtlarına hep gözyaşı düşer o gözlerinden
Mutluluk göremezler boynu bükük çimenler
Ah çeke çeke yüreklerine bir serinlik girmez
Hep ayak altında ezilirler aşk için çimenler
..
Anılara gittim de, hep seni soruyorlar
Ellerinde mendiller, gözyaşı siliyorlar
Bunca yıl neredeydin, nerde kaldın diyorlar
Ellerinde mendiller, gözyaşı siliyorlar..
Otuz yıl geçmiş işte, hem seninle hem sensiz
Akıp gitti seneler, birbirinden habersiz,
..
Yine kan yine gözyaşı,
Babalar taşıyor naaşı,
Yirmi ile yirmibeş yaşı,
Ağlasam ne çare sussam ne çare.
Ateş yaktı kül eyledi,
Yüreğimi çöl eyledi,
..



