Gelenlerin ve gidenlerin gürül gürül sesler çıkardığı bu atlasta
El tırnağa yakın durdukça, sevdalar gönüllerde her devir aktıkça
Kimi tarlada, bazen yatakta, gün gelip bedenleri çürüten toprakta
Garip düşlerin harmanıdır bu dünya, başlar ve biter çığlıklarla…
Gözyaşının tabutunda birleşen eller yaşanmış bir ömrü taşırlar hüzünle toprağa. Yürekleri dağlayıp, gözyaşlarını çağlatan bütün yakarışlar varınca tanrıya bir fatiha yükselir semaya. Binlerce ruha yeni bir yoldaşa atılır avuçlarca toprak alelacele. Bir hacmin minik tepesiyle terk edilir sessizliğe mezarlıklar. Ölüm çok boyutlu, garip soluklu, belki de gözyaşının aktığı oluklu bir dam gibi alkışsız uğurlanır asırlardır.
Gizemin gülleriyle donattığın bir yürek atlasında rüzgarın sulandırdığı gözlerini düşürme sakın yere. Nasıl bulmuşsan beni, nasıl yoklamışsan gönlümü bu sevda kapısı kapanmayacaktır su damlası. Benim yüreğimde de kopar ansız fırtınalar, ben de yalınayak aştım nice dağlar. Göğsümdeki aklarla, ayaklarımdaki nasırlarla sevdam seni sarmaya, sevmeye ant içti kıyamete kadar. Bu her gün etlerini döken insanlardan, ağlayanlardan ve tırnağı sökülmüş günahkarlardan arılıdır benim dünyam.
Elinle yaptın boyunla çekecen,
Ne etseler mutlak boyun bükecen,
Analıktır kötü olur dediler.
*****
Ben istedim huzurlu mutlu hane,