Sabrın çocuğu, büyüyecek hep zamanla, Görebilsem sonunu, ah özlüyorum ben, Yılmadan yetişiyorlar, bunlar imanla, Bitecek zulmün oyunu, biliyorum ben…
Gazayollarında, hazır gönül erleri, Pırıl pırıl bu gençlere, bakamıyorum, Nefesleri de kokuyor, cennet gülleri, Hangi özel isim var ki, takamıyorum…
İşe yaramaz ordu, yüzleri, binleri, Gönül erleri ateşten, ışık saçacak, Basılır bir sabah, şeytanların inleri, Kesilecek yolları, nereye kaçacak…
Bitecek dünyamızda, bütün savaşlar, Adalet dağıtacaklar, gönül erleri, Zalimlerin Zulümleri, birden yavaşlar, Huzur içinde yaşar, evrenin her yeri…
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta