GÖNÜL BAHÇESİ
Ey benim ömrüme mutluluk veren,
Bahtiyar eyleyen çehreyi latif!
Ruhumun içinden geçip giderek;
İçimde bir korku, herrasım hafif.
Kalbimin içinde bir lerze başlar,
Titrerken şu gönlüm sükûnu özler.
Gözümden dökülen o sessiz yaşlar,
Sana ulaşınca asude izler.
Ürperişler sarar, bir reşe duyar;
Varlığın canıma can katan nefes.
Gönül sızısına hangi can uyar,
Gönül kafesinden kurtulur o ses.
Eskiden kelamım ağır derindi,
Lügatlar içinde kaybolur gider.
Oysa hakikatler saf ve serindi;
Sadelik ruhuma sükûnet eder.
Herkesin kalbine değsin bu sözler,
Anlasın okuyan, duysun bu aşkı.
Yorulmuş yolların bittiği yerler;
Güzellik yolunda ey büyük şarkı.
Solmayan baharım, yürekte harsın.
Seçtiğim en iyi gülümsün benim,
Gönül sarayında bir tek sen varsın;
Canım, cananım; şanım, şerefim.
Bir gün hakikatler zahir olunca,
Dil susar; Allah ve kalbimiz kalır.
Sametim der; gönül huzur dolunca,
Ruhumuz o sonsuz sükûnu bulur.
Samet yıldırım sultani
11.02.2026
Kayıt Tarihi : 12.2.2026 14:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gönül Bahçesi Eski bir İzmir sokağında, denize en yakın yokuşun dibinde, küçük bir bahçe vardı. Duvarları yosun tutmuş, demir kapısı paslı, ama içerdeki hava bambaşkaydı. İnsan oraya adım attığında sanki zamanın sesi kısılıyordu. Bahçenin sahibi, yıllardır kimsenin tam adını bilmediği bir adamdı. Mahalleli ona sadece “Samet Amca” derdi. Kimileri eskiden şair olduğunu, kimileri de sadece çok seven biri olduğunu söylerdi. Samet Amca’nın gözleri hep uzaklara bakardı; ama o uzaklar aslında çok yakındı. Birinin yüzü kadar yakındı. Bir sonbahar akşamı, bahçenin en kuytu köşesindeki tahta banka oturdu. Elinde eski bir defter, kaleminin ucu titriyordu. O gün yazdığı dizeler, sanki yıllardır içinde biriken sessiz gözyaşlarının mürekkebiydi: “Ey benim ömrüme mutluluk veren, Bahtiyar eyleyen çehreyi latif…” Yazdıkça göğsü daralıyordu. Çünkü o “latif çehre” artık yanında değildi. Yirmi sekiz yıl önce bir bahar sabahı, “Biraz hava alayım” diyerek çıkmış, bir daha dönmemişti. Dönmemişti ama gitmemişti de. Samet’in gönlünde, tam kalbinin sol üst köşesinde, küçük bir bahçe açmıştı o gün. Adı “Gönül Bahçesi”ydi. Orada sadece bir tek gül açardı. Solmazdı. Dikenleri yoktu. Kokusu bazen rüzgârla gelir, bazen de ansızın göğsüne otururdu; nefes almasını zorlaştırır, ama aynı anda hayata tutunmasını sağlardı. Yıllar geçti. Samet Amca yaşlandı. Saçları bembeyaz, elleri titrek oldu. Ama her gece aynı şeyi yapıyordu: Bahçeye çıkıp o tek gülü suluyordu. Suladığı şey aslında topraktaki bir fidan değildi; gözlerini kapatıp hatırladığı gülümsemeydi. O gülümseme ki, “Gözümden dökülen o sessiz yaşlar, sana ulaşınca asude izler” dizesinin ta kendisiydi. Bir gece, rüyasında onu gördü. Aynı bahçedeydiler. Kadın gülümsedi ve dedi ki: “Samet’im… bu kadar yıl bu bahçeyi neden bu kadar özenle korudun?” Samet cevap verdi, sesi rüyada bile titreyerek: “Çünkü sen gittikten sonra burası kaldı tek canlı yerim. Burayı bırakırsam, ben de solarım.” Kadın elini uzattı, Samet’in avucuna koydu bir şey. Soğuk değildi. Sıcacıktı. Bir kalp atışı gibi. “Al bunu,” dedi. “Artık sulamana gerek yok. Çünkü ben hep buradaydım. Senin her dizede, her nefeste, her susuşunda.” Samet uyandığında gözleri ıslaktı. Ama bu kez ağlamıyordu. Sadece… hafiflediğini hissediyordu. Sanki yıllardır taşıdığı o görünmez yük, bir anda yere bırakılmıştı. Ertesi sabah bahçeye çıktı. Tek gül hâlâ oradaydı. Ama ilk kez fark etti: etrafında minik minik filizler çıkmıştı. Yıllardır suladığı o tek gül, fark ettirmeden tohumlarını saçmıştı. Bahçe artık yalnız değildi. Samet defterini açtı, son bir dize yazdı: “Sametim der; gönül huzur dolunca, Ruhumuz o sonsuz sükûnu bulur.” Sonra defteri kapattı. Bahçenin ortasına oturdu. Gözlerini yumdu. Ve ilk kez, yıllardır beklediği o sükûneti içinde hissetti. Ne eksik, ne fazla. Sadece… tam. Mahalleli o günden sonra Samet Amca’yı bahçede daha az gördü. Ama garip bir şey fark ettiler: Bahçe her geçen gün daha da güzelleşiyordu. Güller çoğalıyordu. Ve rüzgâr estiğinde, sanki hafif bir şarkı taşıyordu havada: “Solmayan baharım, yürekte harsın…” Kimileri “Bahçe kendi kendine büyüyor” derdi. Kimileri de gülümseyerek mırıldanırdı: “Yok… o hâlâ suluyor. Ama bu sefer gözleriyle değil, kalbiyle.” Ve gönül bahçesi, o günden sonra, sadece Samet’in değil; oradan geçen herkese bir sükûnet hediye etmeye başladı. Çünkü bazı aşklar solmaz. Onlar sadece şekil değiştirir. Bazen bir gül olur, bazen bir dize, bazen de sessizce çarpan bir kalp. Ve hepsi aynı şeyi fısıldar: “Canım, cananım; şanım, şerefim…”




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!