Geceye yemin olsun ve o karanlığı yırtan vuruşa, Hani kalbin atışı gibi, göğün göğsünde yankılanan o sese. Bilir misin nedir o kapıyı çalan? O, karanlığın bağrına saplanan bir elmas, Zifiri bir uykuyu uykusuz kılan bir "Tarık"...
Semada bir demir dövülür, kıvılcımı bize düşer, Sirius’un ikiz raksı, bir yay gibi yörüngesini çizer. "Hepimiz yıldız tozuyuz" dersin ya, ey insan; Senin demirin o yıldızın intiharından, Senin nurun o karanlığın en derin yarasındandır.
Bak hele kendine, o fışkıran bir damla suya, Omurga ile göğüs kafesi arasında saklanan o rüya. Seni bir su damlasından kainata bağlayan kudret, Yıldızları söndüren, seni mi bırakacak sahipsiz? Üzerinde bir bekçi var, necm-i sâkıb gibi keskin, Göz açıp kapayıncaya dek, seninle, senden de yakın.
Dönümlü göğe bak; suyun yükselip rahmetle inişine, Evrenin o bitmek bilmeyen, devreden dönüşüne. Her şey aslına rücu eder, her sır bir gün açılır, Toprağa düşen ne varsa, bir sabah göğe saçılır.
O gün, ne bir yardımcı bulunur ne de sığınacak bir yer, Sadece göğsünde sakladığın o gizli hazine değer. Çünkü sen, göğün vuruşuyla şekillenmiş bir mirassın, Karanlığı delen bir yıldız kadar hür ve paha biçilmezsin.
Vur ey Tarık! Vur ki uyansın içimizdeki o derin sükût, Gök yarılsın, demir dile gelsin, can bulsun umut. Biz gökyüzünden indik, yine oraya gideceğiz, Yıldız tozuyduk, bir gün nur olup söneceğiz.
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 03:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Yıldızdan Damara: Bir Uyanışın Hikayesi Bu satırlar, Tarık Suresi’nin kalbinde yatan o sarsıcı "vuruş" (Tark) kavramının, evrenin en büyük fiziksel gerçekleriyle olan gizemli bağı üzerine inşa edildi. Hikaye, gökyüzünün en derin karanlığında bir mızrak gibi parlayan Tarık (Karanlığı Delen Yıldız) ile başlar. "Tark" kökü, bir kapıya vurmak, bir şeyi çakmak demektir. Bu "vuruş", sadece bir ses değil; kainatın demir ocağında şekillenen bir varoluşun mührüdür. Bilimsel olarak biliyoruz ki; vücudumuzda hayat taşıyan, kanımıza rengini veren demir, dünyada üretilmemiştir. Demir, devasa yıldızların kalbinde o muazzam basınçla "dövülmüş" ve o yıldızlar ömürlerini tamamlayıp şiddetle patladığında (Süpernova) uzayın derinliklerine saçılmıştır. Yani her birimiz, gökyüzünün o şiddetli "vuruşlarıyla" dışarı fırlattığı atomlardan, yani bizzat yıldız tozundan inşa edildik. Şiirin ruhundaki bir diğer sır ise Sirius (Şira) yıldız sistemidir. Sirius A ve B'nin birbirine kenetlenen ve bir yay çizen o muazzam yörüngesi, surenin 11. ayetindeki "Dönümlü Göğe" (Raci') edilen yeminin kozmik bir yansımasıdır. Gökyüzü döner, su buharlaşıp göğe döner ve sonunda her şey başladığı kaynağa rücu eder. Hikayenin asıl çarpıcı noktası ise şudur: Gökyüzündeki o devasa sistemleri bir saat gibi işleten ve hiçbir yıldızı başıboş bırakmayan kudret; insanın bir damla sudan başlayan yaratılışını ve kalbindeki en gizli sırları da asla denetimsiz bırakmaz. Tarık nasıl geceyi delip her şeyi aydınlatıyorsa, bir gün insanın üzerindeki o "Gözetleyici" (Hafız) de tüm gizlilikleri meydana serecektir. Bu hikaye, insanın bu koca evrende alelade bir varlık olmadığını, aksine damarlarında gökyüzünün imzasını taşıyan bir emanetçi olduğunu anlatır. Gökten indirilen demirin, bir gün göğe dönecek olan ruhla buluşmasının hikayesidir bu.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!