Yine egonun doğan Güneş’le birlikte faaliyete geçen dış eylemi ve haz duygusuna bürünmesi de egonun korunmasını ve sürekliliğini sürdürmeye denk düşen biz haz duygusunu seçme işiydi. Ha keza enerji yokluğu (açlık) egonun ve yaşamın kaçınması gereken, elemi bir durum iken; beslenme (enerji elde etme) egonun ve yaşamın, sürdürülmesi yönünde olacakla hazdı bir durumdu.
Hayatın sürekliliği ego tarafından iki aşamalı kılınmıştı. Birincisi dıştan izole yaşam içine en az oluşla hayati enerji kaynağını içeri sokmak ve bunun özümlenmesi süreçleriydi. Diğeri de egomuz sistemin bu korunan modüle dizgelerini, eşlenişti bölünerek çoğaltma ve çeşitlenmeyle bu yolun yeni yansıması olan mutasyonlarla, egonun yaşama tutunmasını kendilik çeşitlenen bu yollan da garanti oluşun kendi belirmesiydi. Bu bir yolun sizi hep aynı yere götürmesi gibi bir şeydi. Elbette bu bir kazanç olduğu gibi (hep aynı yere gidiş güvenceli olmayabilecekti de. Yani bir pusu nedeni oluşla ziyandı da. Yansıma çift karakterli olmak zorundadır.
Yine cinsel dürtü egomuzu bölünme yoluyla yaşama bağlayan, çok ileri süreçler girişmeli oluşun bir belirmesidir. Cinsel dürtünün (ego modüle dizgenin) gerilim yaratması sizi motive edip, hazcı seçme ayıklamayla isteklendirecektir.
Siz bu gerilimle karşı cinse yönelir ve eylemin gerçeklemesi içinde haz duyarsınız. Ne var ki seçme ayıklama ana iskeleti bu şekil kalmaz. Üzerine uzun seçme ayıklamalı akı oluşun yeni inşalarını alır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta