İnsan, yüreği bir kez olsun o devasız boşluğa düşmeden, sevginin sadece bir huzur limanı olduğunu sanır. Oysa gerçek sevgi; bazen sahip olmak değil, kendi karanlığında yanarken sevdiğinin aydınlığını başkasının gölgesinde izlemektir.
Asıl acı, bakmaya kıyamadığın o gözlerde kendi aksini değil, yabancı bir silueti görmektir. Senin dualarında biriktirdiğin o gülüşlerin, bir başkasının sabahını aydınlatmasına şahitlik etmek... İşte o an, insanın içindeki bütün kelimeler düğümlenir.
Tutmak için ömrünü vereceğin o eller, artık başka bir avuçta hayat buluyordur.
Senin uykusuz gecelerde rüzgâra fısıldadığın cümleler, şimdi onun kulağına en yakın mesafeden fısıldanıyordur.
Uzaktan bile koklamaya çekindiğin o saçlarda, bir başkasının parmak izleri geziniyordur.
"İmkânsız yoktur" diyenler, muhtemelen bir veda sahnesinde figüran bile olamamış kalplerdir. Karşılıksız sevda; sadece bir kişiyi sevmek değil, onun mutluluğu için kendi hayatını sessizce karartma sanatıdır. Kendi kıyametini koparırken, o mutlu olsun diye dudaklarına bir sessizlik mührü vurmaktır.
Yürek bir kez o kara sevdaya düştü mü; ne kaçacak bir köşe kalır ne de sığınacak bir liman. Sadece izlersin... Bir başkasına giden o yolu, sanki kendi cenazeni izler gibi vâkur ve kimsesiz.
Yaşamayı öğrendim hayatta, ayakta kalmayı.
İnsanları öğrendim, yüzlerinde maske.
Savaşmayı öğrendim, yenmeyi dövüşmeden.
Gözpınarlarım yaşla dolsa da bunları saklamayı öğrendim




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta