Ey Nihal,
Bak bu aynalar ne söyler sana:
Gördüğün “eş” değil, kendi nakışın.
Her parçalanış, her kırık yansı
Hakikat denizine bir adım daha…
O beyaz duvak, bir vuslat değil mi?
Örtülen beden değil, aşka açılan yar.
Düğün dediğin bir sırattır Nihal,
Bir ucu cefa, bir ucu visal.
Kerem’in bakışı rahmet yeli,
Şirin’in kalbi mîrac gülü.
“Evlen!” diyen sesler nefsin zinciri,
Asıl nikâh Hakk’la kıyılır içiri.
Yağmur inerken camlara usulca,
Her damla bir zikir, her sessizlik huzur.
Kurabiyeler kuru, töreler buz,
Ama senin gönlün âb-ı hayattan taze…
Islanan saçlar değil, ruhun kanatlanır,
Bu rahmet şarâbından her yudumda erirsin.
Çiçekler solar, dikenler kalır Nihal,
Ama gönül bahçende gülü soldurmazsın.
Her batış acıyla bilirsin ki:
Diken de lütuf, gül de ilahî bir remiz.
O solan buket değil, sendeki fânilik;
Kalbinde açan ebedî çiçek, senin vuslatın.
Son söz:
Düğün pastası kesilirken,
Leyla’nın secdesi böldü zamanı.
“Ben kimim?” sorusu bir mîrâç oldu,
Varlık denizinde eriyen damla…
En hakikî izdivâç,
Benliğin Hakk’a varan yolculuğudur Nihal.
Kayıt Tarihi : 7.8.2025 00:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!