Geldi Geçti Ömrüm Benim Şiiri - Yorumlar

Yunus Emre
176

ŞİİR


1015

TAKİPÇİ

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi

İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur

Tamamını Oku
  • Nazır Çiftçi
    Nazır Çiftçi 28.12.2012 - 15:58

    Sekizli ölçülerle yazılan öylesine içeriği dolu dolu öylesine anlatımı manalı öylesine akıcı ve anlaşılır bir dil.Bir ömrü
    sentezleyerek anlatmak ancak bu kadar şahane olur.Her zaman şiirlerini beğenerek okuduğum Şair.Rahmetle yad eder,tam puan +ant.Saygılarımla.

    Cevap Yaz
  • Abdurrahman İşler
    Abdurrahman İşler 28.12.2012 - 14:53

    Allah her şeyi nurundan yarattı. Allah’ın nuru bir umman, yaratılmış her şey onun dalgaları ve köpükleri. İnsan yaratılmışların en üstünü olmasından dolayıdır ki Allah’ın tecellisine en fazla layık olandır. Güneşe göre bir zerre; ummana göre bir damla. Her damla ummandan bir parça ve her damlada ummanın bütün özellikleri var. Onun içindir ki İki cihan güneşi Şanlı Peygamberimiz Muhammet Mustafa, “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” Buyurmuşlardır. Her damla ummanı özler, her parça bütünü arar. Nerede bir damla varsa ummanı koşar. Âlem Âdem, Âdem âlem içinde.

    Cevap Yaz
  • Abdurrahman İşler
    Abdurrahman İşler 28.12.2012 - 14:50

    Kendini bilendir bizim Yunus
    Allah her şeyi nurundan yarattı. Allah’ın nuru bir umman, yaratılmış her şey onun dalgaları ve köpükleri. İnsan yaratılmışların en üstünü olmasından dolayıdır ki Allah’ın tecellisine en fazla layık olandır. Güneşe göre bir zerre; ummana göre bir damla. Her damla ummandan bir parça ve her damlada ummanın bütün özellikleri var. Onun içindir ki İki cihan güneşi Şanlı Peygamberimiz Muhammet Mustafa, “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” Buyurmuşlardır. Her damla ummanı özler, her parça bütünü arar. Nerede bir damla varsa ummanı koşar. Âlem Âdem, Âdem âlem içinde.

    Cevap Yaz
  • Nevzat Dağlı
    Nevzat Dağlı 28.12.2012 - 14:49

    Yunus'a Varmak
    Güzele duyulan özlemin gözde,
    Tütüşü Yunus’a götürür beni.
    Bilincin nabzının bir ince sözde,
    Atışı Yunus’a götürür beni.

    Dost bakışı güzel gözlü bir eşin,
    Yardım eli gönlü birlik kardeşin,
    Günü aya teslim eden güneşin,
    Batışı Yunus’a götürür beni.

    Bir ağacın kökü, dalı, yaprağı,
    Anayla yavrunun çıkarsız bağı,
    Bir tohumun yarmak için toprağı,
    İtişi Yunus’a götürür beni.

    Bugünün daha ak olması dünden,
    Dostluğun evreni sarması candan,
    Bir yoksulun bir yoksulu elinden,
    Tutuşu Yunus’a götürür beni.

    Çiçeğin emekle sinmesi balda,
    Yaşamın yeniden doğması külde,
    Bir kuşun özgürce seçtiği dalda,
    Ötüşü Yunus’a götürür beni.

    Nevzat gölgesinde O Yüce Us’un,
    Umut dolu düşler için uyusun.
    Karaman’da mezarında Yunus’un,
    Yatışı Yunus’a götürür beni.

    Halk Ozanı Karamanlı Nevzat

    Cevap Yaz
  • Metin Solak
    Metin Solak 28.12.2012 - 12:21

    Hey gidi koca Yunus. Bence Hızır İlyas yanına senide eklemek lazım. Tebrikler kurul

    Cevap Yaz
  • Hasan Tan
    Hasan Tan 28.12.2012 - 10:59

    Erdem böyle bir şeydir Ağa!

    Cevap Yaz
  • Selma Ecer
    Selma Ecer 28.12.2012 - 10:53

    Ne muhteşemsin sen Usta...

    Cevap Yaz
  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan 28.12.2012 - 09:10

    Yunus diyeceğini demiş./

    / Herkese mutlu yıllar diliyorum sağlıklı başarılı.

    Hergünün değerini anlamını verebilmek nasip olsun./

    Cevap Yaz
  • Hasan Büyükkara
    Hasan Büyükkara 28.12.2012 - 08:47

    Yunus Emre ' miz için yazılmış ve çok hoşuma giden bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim...Yazı, merhume Samiha Ayverdi tarafından kaleme alınmış...Şairimiz ve onu anlatan yazarımıza Allahtan rahmet dileyerek yazı ile başbaşa bırakmak istiyorum sizleri...

    YUNUS EMRE


    Bir 'aşk ahlakçısı' olarak tanımlayabileceğimiz Yunus Emre'nin bütün şiirlerini bir tek dizesinde özetlemek mümkündür. Bu mısra, 'sevelim, sevilelim' mısrasıdır. Bunun da dayanağı, çıkış noktası ise Maide Suresi'nin 'Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever' şeklindeki 54. âyetidir.

    Buradan hareketle şunu söylemek gerekir. Sevmek ve sevilmek, Allah'ın vasfıdır. Sevginin sebebi ise güzelliktir. Gerçek güzellik ise Allah'a aittir. 'Allah, güzeldir ve güzeli sever' şeklindeki hadisi şerifi tasavvufî açıdan yorumlayan mutasavvıflara göre Allah, kendi güzelliğini temâşâ için kâinatı yaratmıştır. Buna göre âlemin yaratılma sebebi sevgidir. Yani 'Ol' emrinde aşk vardır.

    Bu sevginin boyutlarına sınır çizmek ise imkânsızdır. Çünkü bu sevgi evrensel bir prensip olarak ortaya çıkmıştır. Allah'tan zuhur etmiş ve bütün kâinatın yaratılmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla bütün varlıklar, bu İlahi cevheri özlerinde taşımaktadırlar. Hepsi, esmâ'nın tecellileridir.
    Durum böyle olunca, en başta iman, ancak sevgiyle kemale erebilir. Bu, inanmanın esasını teşkil eder ama hadise burada bitmez. Yaratılmışlar Yaradan'dan öz taşıdıkları ve O'nun eseri oldukları için kâinatta mevcut her şeyin sevilmesi de imanın kemali açısından gerekli hâle gelir. Böylece, Yaradan'ı sevmek ve O'na kavuşmak, ancak yaradılanları sevmekle gerçekleşebilir. İnsan, bu sevgi ışığıyla karanlıkları aydınlığa çevirerek mutlu ve barış dolu bir dünya kurabilir.

    İnsan, ilâhi özle birlikte şeytani ve hayvani bir potansiyele de sahip bir varlıktır. İlahi tarafı onu melekler katına yükseltirken, şeytani tarafı hayvanlardan da daha aşağı bir seviyeye düşürmektedir. İşte aşk, en başta insanın kâinat içerisinde bu duruş noktasını belirlemesi açısından önem taşımaktadır.

    İlahi referanslı aşk, insanı hamlıktan, çiğlikten kurtarıp olgunluk derecesine getirirken bu aşktan yoksunluk onun insan olmaktan uzaklaştırmaktadır. İşte insanın önce kendisine, sonra diğer insanlara ve bütün varlıklara karşı zulmünün temelinde bu hamlığı, çiğliği, aşksızlığı yatmaktadır.

    Seven insan, en başta inançlı insandır. Yaratıcısıyla samimi bir münasebet hâlindedir. Bu, ona bir taraftan dünyada bulunuşunun anlamını kazandırırken bir yandan da sorumluluk yükler. Böylesi bir donanım içerisinde olan insan, yıkıcı değil yapıcı olur. Şahsiyet ve karakteri, yaratılış gayesine uygun olarak teşekkül eder. Menfi hareketler içerisinde olmaz. Kendiyle ve çevresiyle barışıktır, barış hâlindedir. Bütün yaratılmışlara aynı göz ile ve sevgiyle bakar. Her varlıkta ilahi güzelliği temaşa eder. Böyle olunca bir insanı öldürmesi, bir şehri yakıp yıkması, bir çiçeği soldurması düşünülemez.

    Sevgisiz insan ise, en başta kendisiyle kavgalıdır. Bu huzursuzluk onu anarşinin kucağına iter. Böylece sevgisiz insan, Hakk'ı ve Halk edilmiş olanları unutur. Doğru ve güzel olana karşı savaş açar. Huzur ve sükûn böyle bir insanın dünyasına çok uzak kavramlar hâline gelir. Yeryüzüne gelişinin hikmetlerine yabancı düşer. Düzeni değil kargaşayı, adaleti değil zulmü seçer. Gülü koklamaktan değil kan dökmekten zevk alır. Masumların çığlığı yürek telini titretmez. Çünkü kalbi, kuru ve çorak bir tarlaya dönüşmüştür. Onun içinde sevgi çiçekleri açmaz. Gözyaşını bilmez. Hikmetten yoksundur.

    İşte Yunus'u hem çağında hem de sonraki çağlarda önemli kılan özelliği, sevgiyi düşünce dünyasının asıl meselesi yapmasıdır. O, sevgisizliğin hüküm sürdüğü karanlık bir çağda yaşadı. Moğol ve Haçlı seferleriyle her türlü zulümle, kötülükle yüzyüze gelen bir çağda, çağdaşları Hz. Mevlâna, Hacı Bayram Veli gibi diğer sevgi kahramanlarıyla birlikte insanları sevgiye çağırdı. Bir gönül doktoru oldu. Onun sevgi çağlayanı mısraları çağrısının ulaştığı her insanı aşkla tanıştırdı. Aşkla yani, kendisiyle ve yaratıcısıyla… Böylece, yeni bir toplum, yeni bir insan yapısı kuruldu. Cihana adalet, bilgi ve sevgi ışıklarını salan Osmanlı, Yunus ve onun gibi sevgi erenlerinin çabalarıyla kuruldu.
    Savaşların, adaletsizliklerin, hürriyetsizliklerin ve sevgisizliklerin egemen olduğu çağımızda insanoğlu yine 'Düşmanımız kindir bizim' diyen sesi özlüyor. Bu, Yunus'un sesidir. 'Yetmiş iki millete bir göz ile bakan' bir ermişin sesidir. O, bize yalnızca mücerred Allah sevgisini öğretmedi. Zira Hakk'ı sevmek yaratılmışları sevmekten geçiyordu. Bu yüzden sevgi şemsiyesi altına bütün varlıklar girdi. En başta da insan…. Zira, asıl sevgiye muhtaç olan oydu. Öte yandan sevgi, onda kuru bir teori olmadı. Bu anlayışı bir inanç hâline getirip yaşayarak günlük hayatının bir gerçeğine dönüştürdü.
    İnsan, bugün de kendini arıyor. Çünkü kendini bulunca Hakk'ı bulacak, O'nu bulduktan sonra ise insan olmanın yüce sorumluluğuyla nefsi olan her şeyden uzaklaşacak barış ve muhabbet dolu bir vakte erecektir. Ama sevgi, 'seviyorum' demekle olmuyor. Bunun için her birimizin bizi aşk ocağında kemale ulaştıracak birer Tabduk Emre'ye ihtiyacımız var. Bu sadece kuru bilgileri öğrenmekle gerçekleşecek bir şey değil. Bir kalbimizin olduğunun farkına varmamıza bağlı her şey. O kalp ki, marifetullahın tecelli mekânıdır. O saraydaki padişah Hak olursa, gayrı sevgilere ve ilgilere ihtiyaç kalmayacak, bize hükmeden sadece Hak olacaktır. O Hak ki bizim hayrımızı, kurtuluşumuzu isteyendir. Bizi kendisine hâlife kılandır.
    Öyleyse, sevmeyi 'imanı coşku derecesinde yaşamak', mümin olmayı 'aşk eri' manasında idrak etmek, sevmeyi ve sevilmeyi bir hayat görüşü hâline getirmek cehdini göstermemiz gerekiyor. Yunus, mısralarıyla bu çağın da bir aşk hocasıdır. Muhabbet rehberidir. Sevgi elçisidir. Hem Hakk'a hem de doğruluğa, iyiliğe ve güzelliğe, bu değerlerin hâkim olduğu bir dünyaya ulaşmak konusunda yol gösteren bir uyarıcıdır.

    Cevap Yaz
  • Ziya Arifoğlu
    Ziya Arifoğlu 28.12.2012 - 07:47

    Dertli Yunus çile çekti,
    Evliyalara denkti.
    Sevgi tohumları ekti,
    Sevmiyenlr yoktur onu. Demiştim,OZANLARIMIZ.Adlı şiirimde.

    Cevap Yaz

Bu şiir ile ilgili 22 tane yorum bulunmakta