Gel gör beni aşk neyledi; bir katre iken ummanlara saldı da enginliğin sırlarına aşina eyledi beni.
Bir hiçlik gölgesiydim kendi nefsimin duvarında; bir “Lâ” nefesi esti de yıkıp geçti o karanlık haneyi.
Ben sandığım suret eridi zamanın ateşinde; adım, ünüm, varlığım bir serap gibi dağıldı da geriye yalnız Sen’in nişanın kaldı.
Kalbimin paslı aynasına bir tecellî şimşeği çaktı; her kıvılcımında başka bir âlem doğdu da gözlerim hayrete secdeye vardı.
Seyr ü sülûk yollarında nice menziller tükettim; her menzilde bir ben eksildi, her eksilişte hakikate bir adım daha yaklaştı ruhum.
Fenâ bağında solan benliğim bekâ bahçesinde dirildi; ölmeden evvel ölmenin sırrı bir kevser gibi aktı içime.
Vahdet denizine dalınca kesretin bütün renkleri tek bir nurda toplandı; çokluk sandığım ne varsa birliğin aynasında eriyip gitti.
Arş ile ferş arasında aradığım hakikat, meğer kalbimin en derin kuyusunda saklı bir hazine imiş.
Nefsimin çetin dağlarını sabır kazmasıyla oydum; her darbede bir put devrildi de içimde yeni bir secde doğdu.
Şeytanın fısıldadığı vehimler, zikrin ateşinde kül oldu; dilim “Allah” dedikçe kalbim kanatlandı semaya.
Aşkın şarabından bir yudum içtim de akıl tacını yere koydum; sarhoşluğum dünyaya değil, ezelî cemâlin nuruna idi.
Bir Mecnun misali çöllerde gezdim sandım; oysa çöl dediğim gönlüm, adınla gülistan olmuş da haberim yokmuş.
Her gözyaşı bir rahmet damlasına dönüştü; toprağıma düşen her damlada adının reyhanı bitti.
Sükûtun derinliğinde işittim en yüksek feryadı; söz sustu, harf eridi, mana kanatlandı.
Lâ mekânda mekân buldum, zamansız bir anın içinde ezel ile ebedin birleştiğini gördüm; o an bütün saatler durdu da kalbim sonsuzluğa aktı.
Bir “Hû” sesi doldu içime; ne iç kaldı ne dış, ne ben kaldım ne öteki, yalnızca varlığının şahitliği kaldı.
Ne cennet arzusu tutar artık gönlümü, ne cehennem korkusu ürpertir; didârının bir gölgesi bin âleme bedel oldu.
Fakr tacını başıma koydum da sultanlık nedir anladım; kul oldukça yüceldim, yok oldukça var oldum.
Ben yürüdüm sandığım yolda aslında Sen yürüttün beni; attığım her adım kudretinin ince bir lütfu imiş.
Her zerrede seni gördüm; taşta, toprakta, rüzgârda, hatta suskunluğun en tenha köşesinde bile Sen vardın.
Gel gör beni aşk neyledi; bir damla iken deryaya kattı, bir gölge iken güneşe saldı da ışığın hakikatini öğretti.
Hiçlik mührünü alnıma vurdu da varlık davasından azat eyledi; benliğimi soyup attı da hakikatin elbisesini giydirdi.
Şimdi susarım; çünkü söz denizinde ne kadar yüzsem de kıyısına varamam o sırrın.
Şimdi yanarım; çünkü bu ateş yakmaz, diriltir, külden yeniden doğurur insanı.
Gel gör beni aşk neyledi;
Beni bana bırakmadı da kendine emanet eyledi.
Kayıt Tarihi : 22.2.2026 03:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!