Gecenin sırtına bindi yine o ağır zemheri herif…
Kaldırım taşlarında sürükleniyor yorgun adımlarımın yankısı.
Terk edilmiş bir sokağın tenhasında büzüşmüş rüzgâr,
Avuçlarımda tütüp giden koskoca bir ömrün son artığı…
Bir kâğıt açtım hüzünden, bir kalem çektim yalnızlığın kahrından;
İçimde biriken ne kadar çığlık, kaç zamandır sustuğum ne varsa
Hepsini teker teker dizeye vurdum bu kimsiz gecenin ortasında.
Ben öyle lafı dolandırmayı, süslü cümleler kurmayı bilmem.
Acıyı dolaysız söylerim, yarayı göğsümde açıkta taşırım.
Sallanan bir masanın başında, gıcırdayan kırık bir sandalyede,
Seni koydum karşıma; senli günlerin o çetin hesabını tuttum.
Aramıza soğuk binalar girdi, geçit vermez yollar girdi;
Sen kendi sahte dünyanda avunurken, ben bu kentin çıkmazlarında
Senin o mağrur, o vefasız gölgeni sürdüm kaldırımlar boyunca…
Kaç defa niyetlendim adını bu kentin sinmiş duvarlarından silmeye,
Kaç defa yeminler ettim seni bir daha anmamaya…
Ama ne zaman bir dengbêj dokunsa bağrıma, ne zaman zifiri gece çökse,
Elim hep sana uzandı, dilim yine senin o tanıdık adınla bilendi.
Meğer ben seni sevmeyi değil, seni bir kurşun gibi taşımayı öğrenmişim;
Şimdi bu ağır yükü, tam da bu satırların ortasına bırakıp susuyorum.
Bir gün bu satırlar düşerse ellerine, sakın sorma "neden" diye,
Hangi günahın diyetiydi bu yalnızlık, hangi ahın karşılığıydı sorma…
Mürekkep bitti, tütün tükendi, söze de hacet kalmadı zaten.
Ben üzerime düşen bu ağır karanlığı giyip gidiyorum bu şehirden;
Veysel Sarı imzasını atar gibi bu kırık dizelerin bağrına,
Sana bir kâğıt dolusu helal kırgınlık,
Bir de ardına bakmadan kaçtığın bu uzun, bu bitmeyen geceyi bıraktım!
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 20:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!