Hüseynî lâ'lün içün ben kana boyanayum he mi?
Gözümün yaşı seyl olsun odına yanayum he mi?
Niçe bir kanaya gönlüm nigârâ leblerüniçün,
Hele şimdi ele girdi, lebünden kanayum he mi?
Ömür ben anı bilürem ki senünle geçe yârâ,
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Kurula tebrikler, Üstada Allahtan Rahmet diliyorum.
Kadı Burhaneddini sagıyla anıyor ve seçki kuruluna teşekkür ediyorum..... Ne şahene bir gazeldi.
şiir biraz birikim işi sahiden Kemal Bey..
öldürülmüş bir iki fransız ve ingiliz şairin şiirleri var bende inculuzca..
Mustafa Ceylan Bey'e dosya halinde takdim edeceğim unutmaz yanıma alırsam..
neyse..
sayfadaki şiirin tadını çıkartalım dostlar..
Kadı Burhaneddin'i hakettiği gibi saygıyla ağırlayalım ve şiirini alkışlayalım bütün gün...
içten saygı sevgi ve selamlarımla tüm şiir sevenlere
şiir nasıl ama?
coştukça çossun bugün okuyucu..
arapçasını falan filan karıştırmadan..
itiştirmeden bitiştirmeden..
biz şairler tarihçi değiliz efendim..
sadece ve sadece şiir söylemeye çalışıyoruz..
yazılanı iyice anlamaya çalışıyoruz..
şiirlerin kalbine girmeye ve onlara kalbimizi vermeye çalışıyoruz..
yalnız ben bu Güzelce abimizi ziyareti kıskanırım Kemal Bey..
nasipse temmuz sonuna doğru işlerimi bitirip Bodrum'da olacağım..Mustafa Ceylan Bey'e sözüm de var..
O Tekirdağ rakısını bensiz içirtmem bilesiniz...
pazusu kalın , yüreği yalın ,bileği narin şair demiştim bir zamanlar...Şiirler için kalem oynatacak kadar narin bir bilek,aşkı uğruna ölecek kadar yalın bir yürek, gürzünü savuracak kadır kalın pazusu olan bir şair..
he mi ?diye sormuş şair...cevabımız ,he..
hem de öyle bir ''he'' ki üstelik 'he nin iki gözü iki çeşme'..
Hakka şükür koçlarun devrânıdur.
Cümle âlem bu demün hayrânıdur.
Gün batardan gün toğan yire değün.
Işk erinün bir nefes seyrânidur.
Kendi adına bir devlet kuran şair.He mi....
he valla
gözümsün...
Bu şiir ile ilgili 17 tane yorum bulunmakta