Sen bu alemde bir nokta,
Bütün alemler sende bir nokta.
Eserleri
Hayata dair bir kaç söz gerek bu aralar…
Pörsümüş aşkların bittikleri zina döşeklerinin pis kokusu etrafa yayılırken…
Bir samimi gölne Yetersiz gelen sevgiler, onlarca sevgiliye nasılda yetiyor konuşalım…
Saadet kendini parada bulamazken ,
bir tek taşa, etek kaldırıp,etek indirmekte…
Sevişmeden doğan donuk embriyo o cuklar hangi tüpe benziyor acaba…
Ya şu Daha doğmadan kürtaj masasında ölen hayeller…
Çöp tenekeleri isimsiz bebek mezarları…
Ve az ötede güzelim İstanbul'un tarla başında dolaşan takma saçlı erkek kızları…
Sönmeden topla , ey çöpçü gardaş,
kulisten , sahneden bar köşelerine dökülen yıldızları…
Adalet denen yarı çıplak eli terazili şu kadın,Nasılda haklı çıkarıyor haksızları…
İnce uzun küçük sandalyesiz masa,
iki kadehin birinde kırmızı rujlu dudak izi…
Ve yarı baygın birçift göz, vede uyuşmuş iki beyin…
Sizden bahsediyorlar ey aşklar dinleyin…
Pembe pancurların altında başlayan tek gecelik Ey devasa aşklar ,
gecenin sonunda tek çekimlik küçük sifonun altından çekilin…
Kokuşmuşluk parfüm şişelerinin içinde satılıyor artık beyim…
Ey kalem her görüp duyduğunu yazma,
Daha pis kokudan ayılmış değilim…
Ey sahte sevgi ve aşkların mucidi…
İğrençlikler mutlluk tezgahında ucuza satılırken, durma koş yarına özel indirim var…
Tatlı hayaller, peşinden koştururken
acı gerçekler yürümeye dahi tenezzül etmiyor…
Doğru gerçeği haykırırken,
yalanların mazaret altında hala masumiyet arayışını dinle…
Zamanın ahirinde ucuza satılan şerefe biçilen paha , kuytu köşelerde tek silimlik bir peçete kadar…
Ha unutmadan söyleyeyim..
O Çocuk gelinin düğünü çalınıp bitti…
Halaydan artık çık kader abla ,oynadığın yetti…
O küçük gelinin karnındaki hafif şişlikti.. kucağında oyuncak bebekle, şuracıktan kaçıp gitti…
Daha adet görmemiş çamaşırlarda gezen bebek sesi doğuda ,batıda ayrı bir ses tonunda…
Geriden gelen beyin, hala başa kesilen para modunda…
Ey çirkef yüz ,Daha tezgaha konulmadan kapış kapış giden iki yüzlü maskeler ,
kara borsaya düşerken sen istifini yaptınmı…
Ar ,namus, iffet eşkıya gibi artık yol kesmeye çıkmış kaldırımlarda…
Bütün bunların adına medeniyet konulurken tacize uğrayan edebin kaçıp gittiği yer neresi…
Hastalıklı şu çağın gövdesinde ,
yaradaki Kurt gibi yaşamak ne tuhaf…
Ve rezilliklerin üzerini örtmede aciz kalan gece , mesaisini gündüze bırakmış…
Aklı , Abaza düşüncelerin peşinde gezen beyinler , bir koklamalık tozla nasılda uyuşmuş…
Haysiyet ayak altında gezmiyor artık, haysiyetsizlik başta fötürlü şapka…
Çek beni ey kokusuz nefes,çekte ciyeri yananlara yoldaş olayım…
Patlamadan öfke , boşkalan yere ben dolayım…
Bırakma beni dışarı, gazetelere hiç yere düşmesin olayım…
Adıma sevgi derler benim yaşanmam zor değil, çok ,hemde çok kolayım…
Gel seyredelim bugün mecliste cümbüş var…
Bir tarafta cinayet şebekesi,
bir tarafta , gökkuşağı renkli lgp partisi…
Alt köşede tek rauntluk koltuk maçı,
üst köşede yeşil çam artisi…
Bu tarafta simit çay, o tarafta et yahnisi…
Kabul edenler…Kabul edilmiştir…
Halk ozanının elinden aldılar sazı…
Halk bozanın dilinden saldılar cazı…
Halkın kazanı diye incitmeden yoldular kazı…
Çoğa doymayıp halkın cebinden bile çaldılar azı…
Ne acayip şu insan oğlu be rafık…
El çek ayakta uyuyan uykularımdan ey düş katili...
Gözlerimiz hayata yarı baygın bakarken,
On iki saatlik modern kölelik mesaisinden yeni çıktık…
Ve siz sinsi bakışlı zamane sevgileri,
Sormayın ,O masum sevgilerin yurdu bura çok uzak...
Şeytan defterinde bile yok içinizdeki saklı tuzak...
Boşa zahmet verip kurmayın ,
gidilecek gönül yolunu çoktan Kaybettik..
Koca dünyaya sığmayan bozuk para büyüklüğündeki ey aç göz ,buyur az ötede
Bir kaç metrelik çukur seni beklemede…
Doyacağın toprağı atacak kürek bizden olsun…
Gardaş Dur gitme , çarşı Pazar karışık bugün…
Bu günlerde şeytan pazarında insan elbisesine rağbet var…
İçine şeytan kaçmış mahluk, bir eliyle yalan satarken, bir eliyle cep yoklamakta…
Hey öteler duyun sesimi, yitip giden insanlığı aramaya çıkan varmı…
Ve çıplak gezen hanfendi,
yoksa giymediğin o elbise darmı…
Kaybolan saygı sevgi hangi kötülüğün koynuna girmiş sevişmekte …
Az ilerde kavga var, baba oğul ile dövüşmekte…
Çamaşır ipine asılı , ıslak , sulu belaltı şakalar…
Utangaç vakarlı adamları gördünüzmü…
Bir ayağı çukurda bir ayağı sıktırma pantolondaki sinek kaydı tıraşlı bastonlu dede…
Sarkmış derisini makyajla kapatan kırmızı dudak boyalı nineler o masalları artık kime anlatıyor…
Ve Ey efendisini ve katilini doğuran Anne,
Sırtındaki yük gözlere dahi ağır gelen , evlat yüklü o kasketli adam nerede…
Ey pervazlara artık konmuyan göçebe kuşlar, benide alın yanınıza götürün , benide…
Başka çağ, başka zamana sakladığım
nice işlerim var benim…
Geri dönmek istemediğim nice kaçıp gidişlerim var benim…
Şu hayatın ihanetine nice sıkıp döktüğüm dişlerim var benim…
Benide alın yanınıza benide…
Daha görmediğim nice düşlerim var benim…
Ey kâr ettiğini sanan zarar, bu dünya senden önce kaç kişiye satıldı, ilk köşeden dönde kâr et…
Ayaklarının altında insan eti yiyen dişsis yamyam canavarı gör…
Bir taraftan beslerken bizi, diyer taraftan yılan çiyanı sofrasına davet etmekte…
Ana menüde olan sadece Biziz…
İşte böyle Gardaş…
Hayata dair bütün utanmalar, utanmıyor artık hayadan…
Al çeketini çıkıp gidelim, şu oldu, olacaktı güyadan…
garib geldik, gene garib gidelim şu yalan dünyadan…
Vakt-i ecel gelince nasılsa uyanacağız
Hayat denen bu rüyadan…
Hayata dair seninde bir kaç sözün varmı ey göztaşı…
garib….
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!