Acı, varlığın en eski bilgisidir.
Henüz düşünce yokken vardı,
henüz dil oluşmadan önce bedene yazılmıştı.
Toprağın altında titreşen hücre de,
göğe bakan göz de
Her şey öylesine anlamsızlaşıyor ki bazen,
Kelimeler bile tutunamıyor zihnime.
Sanki hayat, içi boş bir kabuk gibi
Sessizce akıp gidiyor yanımdan.
Ne geçmiş teselli ediyor,
Işıklar parlak, berrak, ama her biri bir küskünlük taşır içinde.
Sonbaharın akşam yağmurları ansızın bastırır;
ve ben, sessiz bir yalnızlıkla sürüklenirim kendi içinde.
Adını koyamadığım bir şey vardır;
ne korku ne özlem, ne boşluk ne hüzün…
Her şeyin anlamsızlaştığı,
Hiçbir kelimenin kurtarıcı olmadığı zamanlar vardır.
Cümleler donar dudakta,
Kalp zemheriye tutulur.
İnsan konuşmak ister ama sesi çıkmaz,
İnsan, kendini artık kandıramadığı o anda başlar gerçekten düşünmeye.
Yürümüş olmanın, ilerlemek demek olmadığını fark ettiği yerde.
Adımların çokluğu bir yanılsamadır;
bazı yollar yalnızca yorar, hiçbir yere götürmez.
Ve insan bunu anladığında, yol bir çizgi olmaktan çıkar,
bir duraksamaya dönüşür.
Hayatın amacı,
hayatın kendisine anlam yüklemek değil,
kendi tanımını vermeye çalışmaktır.
Kısacık bir zaman diliminde,
huzuru aramak,
Bir acı var içimde,
Kabukları çatlatan bir ağırlık.
Ne susabiliyorum tam,
Ne de haykırabiliyorum.
Zorluk, sabahın sessizliğinde gelir,
İnsanın devrimci bir duruşu olmalı,
kötülüğün karşısında eğilmeyen,
alışılmış olanla yetinmeyen,
susmanın suç ortağı olduğunu bilen cinsten.
Başka çayı sevmeli mesela,
Heybetiyle çarpar yüreğe karanlık,
Bir dağın dibinde titreyen yalnızlık gibi…
Ne çığlık atabiliyor insan,
Ne de susabiliyor tam yerinde.
Sanki dünya, içe çökmüş bir çığ.
Bir insan nasıl yok sayar başka bir insanı?
Bir bakış nasıl öyle kaskatı kesilir?
Gözlerindeki merhameti söndüren,
Hangi karanlık kuyudur?
Görüyorum; bilmemenin, bilmekten korkmanın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!