Ufak bir taştı
Ah ne kadar sıradan
Ah ne kadar önemsiz bir taş
Ne dışı elmas kaplıydı
Ne inci saklanmıştı içerisine
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




harikaaaaa,,tebriklerimle
cilveli bir asalet...sanırım bu sözü bir zamanlar sezen aksu , nükhet duru için söylemişti...ben de şiirin içine saklanan üslup dili için böyle bir şeyler söylemek istedim...Şiirin kavisleri için ilk yoromumda söylediğim şakacı şemsiyesi olan kızın kıvraklığını anlatıyor bana..veya eski kanto sanatçılarının sahnede şemsiyelerini büyük bir ustalıkla kullanışlarını...
tebessüm ettirici ve jiletsi çizgiler çizen yüreğinize..böyle bir şiir...tavsif ve tasnif ettikçe kabına sığmayan...
İlk değerlendiremede şiirle büyük keyif içinde kaynaştığımı, bir üstten bir alttan son kez de sırayla okuduğumu söylemeyi unuttum.
..ne kadar sıradan
..ne kadar önemsiz bir taş
demeden önce söylenilen 'ah' ın yüklediği sakin şaşkınlığın tadı divitin mürekkepe banılışı gibi... Pek sevdim o 'ah'ları. Tokalaştım o ah'larla. Ne kadar masum ve uyumlu ah'lar onlar. Olumsuzlukları anlatan 'ne' ler ise, inanın benim fazla suçum yok diyorlar.
Bir de neyi sevdim:
Söyleyeceğim:
'Sevgilim orada mısınız
Lütfedip açar mısınız...'
Orada mısın? demiyor. Senli benli değil sizli.
Fakat...Samimiyetle resmileştirmenin ortanca ayarında hem devam ettirilen yakınlık hem de gönülden dışmaya yönelik çabalar inanın çok ama çok hoş...
Udi, şair, şirin dilli gazel fısıldayan betimlemesinde bu sıfatları taşıtılan uykusundan uyanamamıştır.
Sevgilim orada mısınız
Lütfedip açar mısınız
Demek için fiskelenmişti
Yüreğimden gecenize
Lambayı benim için
Kıstığınızı sandığım
O vaat dolu
O mültefit
O perdesiz
Pencerelerinize
Geceyi birbirimizin kolları yerine
Neden nezarethanede geçirdiğimizi
Nasıl açıklayacağız annelerimize
O anneler ki her biri
Bizi samanlıkta basan
Mutaassıp inzibatlardan
Daha öfkelidir
Yarıda kesilmiş sevişmelere karşı
Nilgün hanımefendi şiirin her türünü o kadar usta ca
bir edayla salındırıyorsubuz ki hayran olmamak elde değil.Bir İstanbul hanımefendisi ağzıyla fıskelediğiniz taş,yine aynı kültürün o zarif iğnelemelerini muhatab beyzademize ayrı bir zerafetle ammaaa bir okadarda acıtırcasına batırıyor.Uzatmaya gerek yok Nilgün Aras hoş geldin.İyiki varsın.Sevgiyle ::))
şiirde geçen bir kelime.. fiskeler
Aslında şiirin tamamı fiskelerle dolu..Hatta çoğu zaman yanaktan makas alıyor bile diyebiliriz.
Sevgili üsküdara gider iken aldı da bir yağmur şarkısındaki katip olsa gerek.
Kız da bütün tanzimat filmlerinin logosu haline gelmiş en şakacı şemsiyeyi sahip bir kız.
Buyrun şimdi elinizden geliyorsa şevki bey'in o muhteşem şarkısını serap mutlu akbulut hanımefendiden dinlemeyin..
Ben dinlemeye başladım bile:)
Nur olsunlar tüm vesile olanlar
Ülfet etsem yar ile ağyare ne
Yansam ateşler gibi dildare ne
Ben helak olsam mürüvvetkare ne
Ülfet ister gönlüm amma çare ne
Bağ ı hüsnün ey gül i nazik teri
Nim nigahın sinede vardır yeri
Gül cemalin gördüğüm günden beri
ülfet ister gönlüm amma çare ne
'' Nilgün Hanım şiirlerinizle yeni tanıştım...hepsi birbirinden güzel...zeki ve zarifçe taşlamalar var.... bu zerafet eminim kişiliğinizden kaynaklanıyor... tebrikler...''
Çok güzel olmuş.Yüreğinize sağlık.Güldüm (ağlanacak hallere) ironi ciddi iştir bazen:) Saygılarımla.
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta