Dalgalar vuruyor yosun kaplamış taşlara.Üç yunus dans ediyor mavi denizin derinliklerinde.Biri sen diyorsun bir ben ve biride firari sevdamız.Güneş tam tepemizdeyken biz sıcağa aldırmadan kendi sıcaklığımızla kavruluyoruz.Karşımızdaki adaları seyrederken.büyük ada benim diyorum.Hey büyük ada duy duy sesimi bak bak neler diyor.Zaman zaman hırçın dalgalarda bir anda ıslandığımızı fark edince göz göze gelip tatlı bir gülüşme yaşıyoruz.Öylesine kaptırmışız ki kendimizi hiç bir şey umrumuzda değil.Zaman dursun istiyoruz bu gün hiç bitmesin diyoruz.Yosun kaplamış taşların üstünde otururken sadece gözlerimize bakıyoruz; ne kadar geç kalınmış bir sevda dercesine.Aynı şehirde aynı sahilde aynı havayı tenefüs ederken mutluluktan hiç bir şey yemiyor içmiyor sadece gözlerimize bakıyoruz. Birden Ezan sesi eşlik ediyor dalga sesine. Gözlerimiz o güzel sesin nereden geldiğine çevrilirken ellerimiz kalkıyor semaya bu sevda öldürmeden bizi bir araya gelirmi yüreklerimiz.Ayrılık vakti yaklaşmıştı ayrılıktan olacak ki duygusal bir hava sardı o an etrafı.Ellerimizi öylesine kenetli ki bir birine ancak ölüm ayırır der gibi sıkı sıkıya bırakmak istemiyoruz.Böylesine sevdalı iki gönül iki yürek iki kalp böylesine aşık bir birine sevda sıcaklığında kavrulan iki yürek ve hiç bir zaman bir araya gelemeyecek bir sevdanın hikayesi
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta