Demircilerin tokmak sesidir fezayı inleten
Bu karanlıklar, duvar boyasıdır pencerelerin.
Sırra kadem basan acizler ardıma sıralanmış.
Ürkek, boynu eğik, acımasızlığıdır ifritin.
Hiç acımaz fezaya bağlanan minare alemi
Ölen öldü, gömüldü diyor yoksulluk çukuruna.
Altındandır tabutları karanlıklar ordusunun
Çanların çalındığını kim, nerden, nasıl öğrensin?
Güvercinler intihar eder ağrıyan sapaklarda.
Koş, yetiş! diyemez kimseler kısık kısık gülerek
Gülüşün, hayat verdiğinden habersiz olan insan,
Delirir, karamsarlığın çatısına gömülerek.
Sevgisini sakladığında cimrileşmez kuytular.”
Yanık kokusuna sarmalı kendinden kopanları
Bir mehter mızıkasında saklıdır insan çığlığı.
Ölse soluğu çıkmaz insan yüreğinin, dünyada.
Günahlara vurulan kelepçeler elbet kırılır.
Kırıldıkça korkutur içi cennet dolu kalpleri.
Korkusuzluğun doruğuna bağlandığı bir kelam.
Yeşertir savaşın ortasında ümitlerimizi.
Bizim imtihanımız bir soba yakışına benzer.
Üstünde ruhumuz demlenir ve kararır git gide.
Hatırlardan kalan ufak parçaları kavururuz.
Bardak etrafında, kaşık hüzünlenir içimizde.
Sussam ne anlamı kalır bu kadar mücadelenin.
Savaşmamak aslında yavaş yavaş ölmek değil mi?
Amaçsız, kavgasız hayat çekilir mi esir gibi?
Savaşılan hasmın gözlerinde kendini görmeli.
Tek zamana yanıktır mukadderat o da kıyamet.
Analar ebediyete sarılır o da bir velet.
Bir mümin için yalnız bir yol vardır o da ibadet.
Benim için tek kurtuluştur o da sana merhamet.
Bostan korkuluklarına bağladığım elemlerim.
Efsunlu efsunlu dökülüyor aşağıya doğru.
Ben, bu çilelerin ve korkuların ta kendisiyim
İçim, keder vahası servileri büyütür benim.
Veysel Acet
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 06:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gecenin soğuğunda bir sokakta yürürken yazdım bunu yol uzadıkça uzadı sonradan.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!