Güneş yandı semâda, çekildi lutf-u ihsan,
Susuz kaldı dudaklar, ağladı ehl-i iman.
Deşt-i Kerbelâ oldu bir mahşer-i musibet,
Zulmet içinde kaldı o nurlu Âl-i İsmet.
Fırat akar bî-karar, lakin yolu bağlandı,
Hüseyin’in nâlesiyle arş-ı a’lâ dağlandı.
Tişne-leb yavrucaklar "su" diye feryâd eyler,
Zâlimler kılıç çekmiş, sanki kıyamet peyler.
O Şâh-ı Şehidân ki, Peygamber’in gülüydü,
Bu dünya zindanında, hakkın nurlu diliydi.
Gonce-i bâğ-ı nübüvvet soldu kara toprakta,
Kanlı yaşlar döküldü, her bir solan yaprakta.
Oklar indi sağanak, peyker-i nûr yarıldı,
Zeyneb’in feryâdıyla gökyüzü sarsıldı.
Zulm-ü bî-nihâye ile boyandı kumlar kana,
Feda oldu o canlar, şu mukaddes canâna.
Ey Şehid-i Kerbelâ, ey mazlum-u devran,
Sana ağlar her seher, dertli kalbiyle cihan.
Vuslat-ı Mevlâ için geçtin can u cihandan,
Ayırma bizi n’olur o mübarek kervandan.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 6.2.2026 00:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şiirde Geçen Bazı Kelimelerin Anlamları: Deşt-i Kerbelâ: Kerbela çölü. Âl-i İsmet: Günahsız ve pak olan Peygamber ailesi. Tişne-leb: Dudakları susuzluktan kurumuş olan. Şâh-ı Şehidân: Şehitlerin şahı (Hz. Hüseyin). Gonce-i bâğ-ı nübüvvet: Peygamberlik bahçesinin goncası. Peyker-i nûr: Nurdan gövde, nurlu vücut. Zulm-ü bî-nihâye: Sonu olmayan, sonsuz zulüm.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!