Gece karanlık değildi; gece, yapılacak hesabı sayıklıyordu.
Gökyüzü Marmara’ya eğilmiş, deniz susmuş, zaman nabzını ölçüyordu.
O duruyordu; bir ordunun önünde değil, çürümüş bir çağın eşiğinde.
Gözlerinde ateşin öfkesi değil; sabrın, geometrinin ve mutlaklığın soğukluğu vardı.
Taşlar yükseldi önce; Rumeli’de irade dizildi, Boğaz daraldı, dünya nefesini yuttu.
Kuşatma surlarla değil, aklın demir bir disipliniyle, saniye saniye kuruldu.
Toplar dökülürken sadece demir değil, eski dünya eriyordu.
Çünkü surlar taşa inanırdı; o ise fiziğe, ateşe ve imkânsızın ölçüsüne.
Surlar güldü önce, sonra sustu;
çünkü matematik, efsanelerin gürültüsüne asla inanmaz.
Ve bir gece, dehanın şiire dönüştüğü o mutlak anda,
gemiler suyun ihanetini karadan yürüyerek aştı.
Toprak şaşırdı, deniz utandı; mantık, tarihin karşısında diz çöktü.
Haliç sabaha uyandığında, ufkunda bir donanma değil, bir imkânsızlık buldu.
Toplar konuşmadı aslında; konuşan, hesaplanmış bir sessizliğin patlamasıydı.
Taş taşa sırt çevirdi, tarih geri çekildi, zaman yön değiştirdi.
O zaferle taşmadı, narâ atmadı; çünkü bu bir coşku değil, doğru çözümdü.
“İstanbul düştü” dediler; hayır, İstanbul bir dehaya ikna oldu.
Ayasofya’da ilk adım…
Ne bir çan sesi, ne bir fırtına; sadece derin bir sükût.
Kılıcı kınında tutan akıldı; gücün önünde bir mühendisin rüyası yürüdü.
Biz baktık, o geçti; ardında fethedilmiş toprak değil, yırtılıp yeniden yazılmış bir takvim kaldı.
Fatih dedik ona;
bu bir isim değil, zekânın tarihin kalbine vurduğu mühürdü.
Kayıt Tarihi : 31.12.2025 00:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!