Fatih Erçel Şiirleri - Şair Fatih Erçel

1998 yılında Adana’da doğdu. Şiir yolculuğuna, duyguların melodi ve görsellikle buluştuğu dijital platformlarda başladı. Eserlerinde genellikle hüzün, yalnızlık, özlem ve insanın içsel sorgulamalarını işleyen şair; şiiri sadece yazılı bir metin olarak değil, bir atmosfer olarak kurgulamaktadır. "Hüznün Kuşları", "Unutma Ki" ve "Kalmazdın Zaten" gibi eserleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmış, kendi sesinden hayat verdiği şiir videolarıyla modern bir ozanlık geleneği sürdürmektedir. Sanatçı, kelimelerin gücünü görsel ve işitsel estetikle ...

Fatih Erçel

Dün gece annen beni aradı sevgilim. Müsait değildim, açamadım. Beraber yürüdüğümüz sokaklara mayın döşemekle meşguldüm. Saat çok geç oldu, hala patlamadım.

Birbirimiz için yaratıldığımızı iddia eden insanlar intihar etti. Artık şüpheli bir paket gibi duruyor ortalık yerde aşkımız.

Annem beni yıkadıktan sonra tırnaklarımı kesmeyi bırakınca sana aşık olmuştum. Ama artık kirliyiz. Üstümüz başımız leş. Ellerin hala kadınlığın kokuyor. Galiba ayrılmamız gerek. Çünkü bizi gören kuşlar kanat çırpmıyor artık. O masumluğumuz kalmadı.

Devamını Oku
Fatih Erçel

İşgal edilmiş bir şehir gibi kokmaya başladım. Uzun zamandır hasretini çekiyorum kendimin. Oysa Musa'nın asası çatladı, sabretti. İbrahim'i put sandılar, kırdılar kalbini ama yılmadı. Keşke onlar gibi olsaydım; eskiden acı beni yıldırmaz derdim. Sonra bir yarış atının en iyi arkadaşının kırbaç olduğunu öğrendim. Annem anlatırdı, ben küçükken üçe kadar sayabiliyormuşum. Sonraki rakam bir türlü girmiyormuş kafama. Şimdi size tam dört tane tımarhane sayabilirim. İşte hayattaki tek başarım.

Artık insan öldürmeye iştahı kaçmış bir katilin bakışlarına benzetiyorum kendimi. Öyle ruhsuz, öyle kemiksizim ki… Elbette ben de suçluyum. Hatta dünya döndüğünden beri suçluyum fakat Allah’ım; ya bu gece gözlerimin altına iki tane hap koy rahat uyuyayım, kıyametin kopacağı yok; ya da daha hızlı döndür şu dünyayı.

Son sürat gidilen yolda direksiyon hakimiyetimi kaybetmişken, sağımda oturan adam bana bir tabanca uzatmaya çalışıyor; mermisi yok. Böyle rüyalar görüyorum aşkım. Böyle rüyalar görünce sinirlerim artıyor bir tanem. Yıkadığımda geçmek bilmeyen bir kan lekesi var sanki ruhumda. Korkuyorum bir gün beni ceset sanıp götürecekler diye. Korkuyorum babam beni ihbar eder diye. Bilirsin, ödüm kopar ölülerden. Bu yüzden aynaya bile bakmıyorum.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Lütfen bana biraz daha süre ver.
Yaralarımı saymakla meşgulüm.
Yüzün altında darbe almadım hayattan.
Ya da öldürün beni, fark etmez.
Sonuçta yine geleceğim.
Yeni kirletilmiş küçük bir kız çocuğu gibi terliyor elimdeki falçata.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Bütün şiirlerimi İstanbul'da yazdım sana.
Çünkü burası son öldüğüm balkon, etimde sağ kalan son bileğim, babamı yüz yıldır görmeyişim.
Çünkü burası kanser hastası olduğunu öğrenen bir çocuğun sigaraya başlama arzusu.
Bütün şiirlerimi sana yazdım diye dünyadaki bütün kadınlara mahcup hissediyorum kendimi.
Gerçi doğru insan var mıdır, bir şeyleri hak eden insan kalmış mıdır bilmiyorum.
Bana sorarsan o son peygamberden sonra iyi insan yaratmaktan yoruldu Allah.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Bu gece paslı aynalara itiraf ediyorum her şeyimi.

Ruhum yanı başımda elektrikli sandalyede karşılıksız bir çek gibi oturuyor.

Adresim yok, gölgem yok, iskeletim yok.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Saat sabahın beşiydi. Gittikçe yükselen öksürük sesleriyle uyandırdı kendini. Gözlerini hafifçe açtı. Ateşinin olduğunu it gibi üşümesinden anlamıştı. Bunca sorunların üstüne bir de boktan bir hastalığa yakalanmasına klişe bir küfretti sessizce. Daha yaratıcı küfürler bilmesine rağmen hem de.

Ağzında biriken kana karışık balgamı tükürmek için yavaşça doğruldu yatağın içinde. Canı sıkılmıştı belliydi. Aslında o birkaç gün yataklara düşecek olmasına üzülmüyordu. Grip olduğunda içilen sigaranın tadı bok gibi gelirdi. Asıl bu durum sıkıyordu canını. Çünkü ona göre kendine zarar verme sayısı bir elin parmaklarını geçiyorsa çok sorun var demekti. Ayak parmaklarından sonra saymayı bırakmış, üstelik daha hiç aşık olmamıştı.

Yaşadığı süre zarfında yere düşen bir kuşu yuvasına götürmediği için lanetli hissediyordu kendini. Hiçbir işinin rast gideceğine inanmıyor, iyi birisi olacağını aklına bile getirmiyordu. Bu dünya için iyi biri olmak ne kadar işe yarar onu da pek kestiremiyor. Cehenneme gideceğini kabullenmişti. Altı yıl önce evinde çıkan bir yangında annesini kurtarmak yerine, annesinin duvara asılı fotoğrafını kurtarmıştı sadece. Bunu neden yaptığını kimseye anlatmıyor, kazık kadar adam olmuş, hala fotoğraflara sarılıp uyuyordu.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Bu gece de seni aradım.

Bu gece de çalmadı telefonum.

Kaç sene oldu çalmayalı bilmiyorum, hiç saymadım.

Devamını Oku
Fatih Erçel

Ne farkımız kaldı şimdi
Topu patlamış sokaktaki çocuktan
Kozadan çıktığı gibi 24 saati kalan bir kelebekten
Ters dönmüş bir kaplumbağadan

Ne farkımız kaldı

Devamını Oku
Fatih Erçel

Şimdi ne farkımız kaldı ters döndüğü için çaresizce
çırpınan ayağı kırık bir kaplumbağadan
Ne farkımız kaldı köşe başında ölümü bekleyen
şarapçıdan?
Daha yirmisindeyken, henüz götündeki o jop izleri bile
geçmemişken, dövüle dövüle arabaya koyulan eli

Devamını Oku
Fatih Erçel

Ben Veysel değilim, pabuçlarına anahtar bırakamam
Ama... sana birkaç şiir bıraktım.
Aklına gelirsem eğer... aç oku diye, sesimle, nefesimle.
Belki bir anahtar gibi kapıları açmazlar ama,
Hatırlatır sana hiç kapanmamış kapılarımı.

Devamını Oku