Orta okul sıralarıydı. Tabiat Bilgisi öğretmenimiz beni sözlüye kaldırmıştı. Çiçeklerin tozlaşmasına yardımcı olan faktörleri sordu. Üç faktörden ikisini söyledim; “rüzgar” ve “böcekler”. Bir tane daha olduğunu biliyorum ama bir türlü aklıma gelmiyor. Sınıftan birçok arkadaşım sessiz ağız hareketlerinden oluşan işaretlerle bana yardımcı olmaya çalışıyor. Onlardan mı gördüm, kendim mi hatırladım bilmiyorum ama “kuşlar” cevabını verdim.
Sınıfın en arka duvar dibinde ayakta durmasına karşın öğretmenimiz işaretleri sezmişti. Yanıma kadar geldi.
- Kim söyledi? diye sordu bana
Çok zor durumda kalmıştım. Biraz kıvırtmak için
- Bir şey söyleyen olmadı hocam. Yalnızca ağızlarını şöyle yaptılar. diyerek dudaklarımı sessizce “kuş” der şekle getirdim. Aynı anda sınıfta uğultu şeklinde gülüşmeler oldu.
- Kim yaptı? diye sordu öğretmen. Aslında işaretin kimden geldiğini bile bilmiyordum. İçimden dışarıya ateş vurmuştu sanki. Buram buram soğuk terler döküyordum. Kendi rengimi göremiyordum ama sanırım kıp kırmızı olmuştum. Aklıma ilk gelen ismi söyledim. Yanımda oturan arkadaşım.
Öğretmen arkadaşımı tahtaya kaldırdı. Arkadaşımın boynu bükük olduğu halde öğretmenle aralarında şu diyalog geçti;
- Ona yardım etmekle ne kazandın?
- Hiç bir şey
- Ne kaybettin?
- Not kaybettim.
Öğretmen biraz nasihat çektikten sonra ikimizi de yerimize gönderdi. Utancımdan kıp kırmızı olmuştum. Kimsenin yüzüne bakamıyordum. Özellikle o arkadaşımın. Tenefüs olduğunda yine kimsenin yüzüne bakamıyorum. Arkadaşlarımın kimisi beni küçümser ve kınarken, daha olgun davranan bir başka arkadaşım
- Böyle bir durumla tekrar karşılaşırsan, “Bilmiyorum, sınıfın içinden bir yerden ses geldi” dersin diye öğüt vermişti. Başka bir arkadaşım da yaptığım hareketi eleştiriyordu. Aslında yaptığım hareketin savunulacak tarafı da yoktu. Bu nedenle beni eleştirene kaçamak cevaplar verdim. Ben asıl kendisini sattığım o sıra arkadaşıma ne cevap vereceğimi düşünüyordum.
Ders zili çaldı, yine utanarak, kafam önümde sırama oturdum. Yüzüne bakmaya çekindiğim arkadaşım da yanıma oturdu. Tabi ki ben ondan yana bakamıyordum. Ders başladı. Yanımda o dersin kitabı yoktu. Arkadaşım, açtığı kitabını önüme yaklaştırdı.
- Şuradan bak! ” dedi. Hiç bir şey olmamış gibi. Vereceği tepkiden en fazla çekindiğim o değerli arkadaşım, belli ki hangi şartlarda olduğumu en iyi anlayan kişiydi. Ne o gün, ne de o günden sonra, olaydan hiç mi hiç söz etmedi.
Bu arkadaşımla bir yıl sonra yine aynı sırada oturduk. Arkadaşımın babası okul müdürü, annesi de Türkçe öğretmenimizdi. O yıl başka bir olaya tanık oldum. Arka sıralardan bir arkadaşım gürültü mü yapmış, konuşmuş mu ne, öğretmen bir öğrenciyi suçluyor. Öğrenci ayağa kalktı ve kendisinin bir şey yapmadığını söyledi. Öğretmen ısrarla,
- Öyleyse kim yaptı? diye sordu. Öğrenci şöyle yanıtladı;
- Hocam, arkadaşımı ele veremem, ben yaptım kabul edebilirsiniz.
Tabi ki öğretmen kızdı ve biraz nasihat verdi ama o arkadaşım, bir yıl öncesi benim yaptığım türden bir hatayı yapmadı.
O yıl sonunda müdürümüzün tayini çıktı ve başka şehre taşındılar. O tarihten sonra değerli arkadaşımı hemen hemen hiç görmedim.
***
Lise sıralarıydı; Dersimizin boş geçtiği bir sırada, koridorda dolaşıyorduk. O yıl yanımda oturan bir arkadaşım, ders yapan bir sınıfın aralık olan kapısından içeri hoş olmayan bir hareket yapmış ve dersteki öğretmen tarafından görülmüş. Kaçarak boş sınıfa sınıfa girdi. Olayı görerek arkasından ben de sınıfa girmiştim. Ders yapan sınıfın öğretmeni gelerek,
- Sen gel bakayım! diyerek beni çağırdı. Aldı beni idarenin kapısına kadar götürdü.
- Neden yaptın? diye sordu. İdare odasından, müdür yardımcısı
- İçeriye getir onu! diye sesleniyordu.
- Ben bir şey yapmadım! dedimse de,
- Öyleyse neden kaçtın? diye sordu. Yine o yıllar önceki heyecanı yaşıyordum. Buram buram soğuk terler döküyordum. Ancak bu defa deneyimli idim. Bir arkadaşımı ele vermemek için sağ duyulu davranmam gerekiyordu. Suçu üzerime almaktan başka yapacak bir şey yoktu.
- Ben yaptım hocam. Özür diliyorum. Bir daha yapmam dedim.
- Oğlum, bir hatayı bir daha yapmamak için önceden bir kere denemek mi gerekiyor? diye sordu. Söyleyecek bir şeyim yoktu.
- Ne derseniz haklısınız hocam dedim. O sırada olayı duyan, duymayan bir öğrenci kalabalığı koridoru doldurmuştu. İçlerinden bir arkadaşım, ceketinin yakasını ilikleyerek geldi, bu sırada öğretmen beni salmıştı. Gelen arkadaşım, gecikmiş olduğunu bilmeden beni kurtarmaya gelmişti. Olayı benim yapmadığıma tanık olduğunu söylüyordu. Ancak, öğretmenin
- Kendisi itiraf etti oğlum. Sen ne söylüyorsun? sözü karşısında o da özür dileyerek oradan ayrılmak zorunda kalmıştı.
Bu olay birkaç yıl önceki olay gibi değildi. Şimdi bir arkadaşımı ele vermemiş olmanın rahatlığı içindeydim. Suçlu olmadığımı yalnız ben ve yanımda oturan arkadaşım biliyordu. O ceketinin yakasını ilikleyerek beni kurtarmaya gelen arkadaşım ise,
- Ben senin yapmadığına emindim ama nasıl odu da sen itiraf ettin? diye soruyordu bana.
- O hareketi yapan senden daha uzun boyluymuş, filanca görmüş diyenler de oldu ama ben hiç kimseye gerçeği söylemedim.
Ders zili çalıp içeri girdiğimizde bu defa ben rahattım. Kafam dikti. Arkadaşımın yanına oturdum. “Bir şey söylemeyecek misin? ” dercesine yüzüne baktım. Arkadaşım çok normal bir olay olmuş gibi
- Ne olmuş yani, söyleseydin diyordu. Daha önceki olayda arkadaşımın hiç bir şey olmamış gibi davranarak beni hiç suçlamamasına nasıl şaşırmışsam, bu olaydaki arkadaşımın bu kayıtsız tavrına da çok daha değişik hislerle şaşırmıştım. Kendisini sanki söylesem de olurmuş gibi göstermeye çalışan o arkadaşım, acaba yakasını ilikleyip te
- Hocam, o yapmadı, ben yaptım diyebilir miydi? . Hiç sanmıyorum. Üstelik bu fırsat eline geçmişti.
Kadir TozluKayıt Tarihi : 8.3.2008 13:52:00
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
![Kadir Tozlu](https://www.antoloji.com/i/siir/2008/03/08/farkli-kisiler.jpg)
TÜM YORUMLAR (2)